46 : ) KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI.....? TÜRKİYE CUMURİYETİ / 25-04-2015

 

KURTULUŞ  SAVAŞI

DESTANI.....?

 

 

Türk Kurtuluş Savaşı, 

İstiklal Harbi veya Millî Mücadele, 

 

I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan 

Osmanlı İmparatorluğu'nun İtilaf Devletleri'nce işgali sonucunda 

Mîsâk-ı Millî sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak için batıda İtilaf Devletleri'nin harekete geçirdikleri

 Yunan ordusuna, güneyde Fransız ordusuna, doğuda yeni Kafkas devletlerinden 

Ermenistan'ın kuvvetlerine ve İtilaf güçlerine yaranarak tahtını korumayı amaçlayan padişahın taraftarlarına karşı

1919-1922 yılları arasında girişilen çok cepheli siyasi ve askerî mücadeledir.

11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile fiilen biten savaş,

13 Ekim 1921'de imzalanan Kars Antlaşması ile Doğu Cephesi'yle sınırlı olmak üzere,

24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile ise topyekûn sona ermiştir.

Bu mücadelenin Batı Cephesi Yunan millî belleğine

"Küçük Asya Felaketi"

(Yunanca: Μικρασιατική καταστροφή: Mikrasiatiki katastrofi) adıyla kazınmıştır.

 

 Dünya Savaşı sonrası, Ekim 1918 - Mayıs 1919

I. Dünya Savaşı'na Almanya ile birlikte giren Osmanlı Devleti, 

Çanakkale Savaşı'ndaki başarılı savunmaya, Irak'ta Kût'ül-Amâre'de Britanya ordusunu kuşatıp esir almasına ve savaşın son aylarında 

Kafkasya Cephesi'ndeki başarılara rağmen savaşın son günlerinde 

Filistin Cephesi'nde Edmund Allenby komutasındaki Birleşik Krallık ordularına karşı Nablus Hezimeti'ne uğramıştı.

 Yıldırım Orduları Grubunun 18 Eylül 1918'deki bu bozgundan sonra Liman von Sanders komutanlıktan istifa etmiş ve yerine Padişah tarafından kendisine

Yaver-i Fahri Hazret-i Şehriyarı unvanı da verilen Mustafa Kemal Paşa atanmıştı.

Mamafih 1 Ekim 1918'de Şam, 16 Ekim 1918'de Hama ve Humus, 25 Ekim 1918'de de Halep kaybedildi.

Suriye cephesinin çöküşü üzerine İttihat ve Terakki hükûmeti 8 Ekim 1918'de istifa etti.

Hükûmet ileri gelenlerinden Talat, Enver ve Cemal Paşalar yurt dışına kaçtılar.

Genel af ilan edilerek, sürgün ve hapisteki muhaliflerin İstanbul'a dönüşüne izin verildi. 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı hükûmeti yenilgiyi kabul etti.

Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf Devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu.

30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında Musul ve çevresi henüz Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin idaresindeydi.

Ateşkesten sonra Britanyalılar, Musul ve Zaho'daki sivil Hristiyanların topluca öldürüldüğünü iddia ederek

Türk birliklerinin Musul'u terk etmesini istediler. 

Ali İhsan Sabis Paşa, bu isteği reddetti ancak Suriye ve Şam cephesinde 

Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Yıldırım Orduları grubu daha fazla kayıp vermemek için 

Adana'ya kadar çekilmesi neticesinde demiryolu ikmal hatlarının kesilmesi üzerine ve İstanbul hükûmetinin de bu yolda emir vermesinden sonra 

Musul'u bırakıp Nusaybin'e kadar çekildi. Britanya askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler.

İstanbul'dan benzer bir emir Mustafa Kemal Paşa'ya da 

Çukurova bölgesini terk etmesi için gelmişse de Mustafa Kemal Paşa, 

Adana'yı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti.

Harbiye Nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu.

Bazı silahlar ise, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere

 Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan Doğu Cephesi'ne taşınmıştı. 

Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a dönmesinden sonra Ali Fuat Paşa, emrindeki

20. Kolordu'yu teçhizatıyla birlikte önce Konya'ya sonra da Ankara'ya getirerek İstiklal Savaşı hazırlıklarına başladı.

Bu sırada Kâzım Karabekir Paşa da emrindeki 15. Kolordu'yu terhis etmemiş ve Erzurum'da savaşa hazır tutmaktaydı.

 

İstanbul'un işgali, Kasım 1918

 

 

Yunan zırhlı "Kilkis" (yanında muhrip Dafni)

 

İtalyan zırhlı RN Roma (İstanbul, 1918)

1918 yılı sona ererken Osmanlı payitahtı İstanbul ile Çanakkale Boğazı bölgesi 50.000 kadar İtilaf askeri tarafından işgal edildi.

6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale'den geçti.

13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletlerinin

 61 parça harp gemisinden oluşan bir donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak,

 İstanbul önlerine gelip demir attılar.

Bu donanmada 15 muharebe gemisi, 11 kruvazör, 29 muhrip ve 6 denizaltı gemisi bulunuyordu.

Aynı gün Boğazdan 11 harp gemisi ile Yunanların bir zırhlısı daha giriş yapmış ve toplam gemi sayısı 73'e çıkmıştır.

13 Kasım'da İtilaf filosundan 2.616 Birleşik Krallık, 540 Fransız ve 470 İtalyan askeri olmak üzere toplam,

3.626 asker İstanbul'a çıkarıldı.

 23 Kasım 1918'de Ahmet İzzet Paşa yeni hükûmeti kurdu.

9 Şubat'ta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı.

Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi.

 İtilaf Devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının

Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu.

Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti.

Çoğunluğu Britanyalılardan oluşan bir subay grubu ve asker grubu meclisi bastı ve kapattı.

Böylece TBMM açılana kadar halkın sesi kesildi. 

Milliyetçi ve millî mücadelenin devamını sağlamak amacını güden milletvekillerini

 Malta'ya sürgüne gönderdiler. Bu vekillerin bir kısmı 1921'de bir kısmı da 1922-1923 arasında Anadolu'ya döndüler.

 

 

Kuvâ-yi Milliye

 

İttihat ve Terakki yönetiminin, gizli bir teşkilat olan

 Teşkilat-ı Mahsusa vasıtasıyla Anadolu ve Rumeli'de savaş sonrası bir direniş hareketi örgütlediği anlaşıldı.

Direnişin amacı, doğu illerinin Ermenilere, Ege bölgesinde bazı yerlerin

Yunanlara ve Adana yöresinin Fransa kontrolündeki Suriye'ye verilmesini öngören girişimlere karşı mücadele etmekti.

Yanı sıra, savaş yıllarında çeşitli yöntemlerle önemli servete ve yerel iktidara kavuşan İttihat ve Terakki yanlısı zümrelerin konumlarının korunması,

Savaş sırasında sürülen gayrimüslim 

Osmanlı vatandaşlarının geri dönmesinin önlenmesi, bundan dolayı çıkabilecek karışıklıklar nedeniyle

Müttefik Devletler'in olası müdahalesine karşı konulması amaçlanmaktaydı.

1919 başlarından itibaren Kuvâ-yi Milliye (millî kuvvetler) adıyla silahlanan bazı gruplar,

Ege ve Karadeniz bölgesinde Rumlara, Güneydoğu'da ise Ermenilere karşı çatışmalara girdiler.

Bu grupların çoğu 50 ila 200 kişilik düzensiz kuvvetlerden oluşmakta ve Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğu bilinen kişilerce yönetilmekteydi.

1919 Şubat ayında Müttefik İşgal Kuvvetleri Yüksek Komutanı Edmund Allenby,

Anadolu'da asayişi sağlamak ve henüz teslim olmamış olan Ali Fuat Paşa komutasında 

Ankara'daki 20. ve Kâzım Karabekir Paşa komutasında Erzurum'daki 15. kolorduların teslim olmalarına ikna edilmeleri amacıyla,

 Birleşik Krallık ordusunun Suriye cephesinde

Türk kuvvetlerini kısa sürede nasıl yendiğini bilen üst düzey bir Türk komutanının özel yetkilerle donatılarak

Anadolu'ya gönderilmesini önerdi.

15 Mayıs 1919'da

"Anafartalar Kahramanı"

Ve

"Yaver-i Fahri Hazret-i Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri)"

 Mirliva Mustafa Kemal Paşa,

9. Ordu komutanı ve Anadolu Genel Müfettişi sıfatıyla,

Padişah VI. Mehmet Vahdettin tarafından Anadolu'ya gönderildi

 

İzmir'in işgali, Mayıs 1919

 

 

Yunan işgal kuvvetleri Anadolu'da

İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında 

Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle,

 Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı.

İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında 

Paris'te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. 

ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi.

7 Mayıs'ta Birleşik Krallık, ABD ve Fransa, 

Yunanistan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar.

İzmir'in işgali kansız başladı.

Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir.

Böylece İzmir'deki Osmanlı ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlara teslim oldu.

İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan evzon askerleri şehirde zafer turu attılar.

Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. 

Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı:

Bir Türk subayı Evzon askerinin "Zito Venizelos (Yaşasın Venizelos)" diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü.

Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu.

Bu Türk subayı 22 kez süngülendi ve öldürüldü.

Yunanlar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mâl oldu.

İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden

Kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Millî Mücadele'ye katıldı.

Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti.

Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp

Anadolu'daki millî mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler.

 

Yunan askerleri telsiz hattı kurulumunda çalışıyor

"Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerilerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu.

İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu.

Türk subayları "Zito Venizelos" diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı.

Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu.

Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek öldürüldü.

Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı.

Türklere ait evler ve iş yerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen

Türkler öldürülüyordu.

Bütün bu olaylar

"uygar ulusların temsilcilerinin"

Gözleri önünde,

"uygar devletlerin" izniyle yapılıyordu. 

Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde

"Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın 

Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini" uygun görmediğini açıkladığı Yunanlar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi.

Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü."

İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi,

Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir.

23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, 

Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir.

Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükûmetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.

 

Örgütlenme dönemi, Mayıs 1919 - Mart 1920

 

 

Samsun'da basılan Kurtuluş Savaşı propaganda afişi Halâskârân-ı İslâm

 

Yunan ordusunun Bandırma'ya girişi

 

Yörük Ali Efe grubu

 

Sivas Kongresi delegeleri toplu halde

Paris'te toplanan uluslararası Barış Konferansı, o günlerde açıklanması beklenen Türk Barış Antlaşmasını,

1919 Mayıs başlarında belirsiz bir geleceğe erteledi.

15 Mayıs'ta Yunan kuvvetleri, Müttefik Devletler'in kararıyla İzmir'i işgal etti.

Ulusal bir felaket olarak görülen bu olay, Türkiye çapında müthiş bir ulusal tepkiye yol açtı.

23 Mayıs'ta Fatih ve Sultanahmet'te Türk siyasi tarihinin o güne kadarki en büyük kitle gösterileri düzenlendi.

Direniş fikri, İttihat ve Terakki yandaşlarının görüşü olmaktan çıkarak tüm ülke sathına yayıldı.

21 Haziran'da Mustafa Kemal, Anadolu'daki en önemli askeri birliklerin komutanları olan Kâzım Karabekir,

 Refet ve Ali Fuat Paşalar ve Ege bölgesinde asayişi sağlamakla görevlendirilen Rauf Bey ile Amasya'da buluşarak Amasya Tamimi'ni yayımladı.

Bildiri, ulusal bağımsızlığın ancak ulusun "azim ve iradesi" ile sağlanacağını vurgulayarak, ülke çapında bir direniş hareketinin işaretini vermekteydi 

Kâzım Karabekir'in öncülüğünde

 Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Kongresi, askeri görevlerinden istifa eden

Mustafa Kemal'i kongre başkanı seçti. Kongre,

Doğu illerinin Ermenistan'a verilmesi olasılığına karşı direnme kararı alırken,

Türkiye'nin kalkınması için Amerikan mandası fikrine açık kapı bırakmamaktaydı.

4 Eylül 1919'da Türkiye'nin her yanından gelen delegelerin katılımıyla 

Sivas'ta toplanan kongrede, genel seçimler yapılıp yeni Mebusan Meclisi kuruluncaya kadar İstanbul hükûmetiyle tüm resmî bağların kesilmesi kararlaştırıldı.

Ülke çapında yeni bir idari ve siyasi örgütlenme kurmak amacıyla bir Heyet-i Temsiliye kuruldu.

Kasım ayında Adana, Maraş, Antep ve Urfa'nın Fransızlarca işgali üzerine,

Heyet-i Temsiliye tarafından yönlendirilen direniş hareketi başlatıldı.

Direniş umulmadık bir hızla başarıya ulaşarak 1920 mayısında Fransızları ateşkese zorladı.

 

Osmanlı Meclisi'nin açılması ve Mîsâk-ı Millî, Kasım 1919 - Ocak 1920

Aralık ayında yapılan genel seçimler sonucunda son

Osmanlı Meclis-i Mebusanı (1920) oluştu.

Meclise Anadolu'dan sadece Millî Mücadele yanlısı milletvekili adayları seçildi.

İki ayrı ilden milletvekili seçilen Mustafa Kemal Paşa'nın hakkında çıkartılan tutuklama emri sebebiyle İstanbul'a gitmemesi üzerine,

Sivas Kongresi başkan vekili olan Rauf Orbay Meclis reisliğine seçildi.

28 Ocak 1920'de Mebusan Meclisi daha sonra Mîsâk-ı Millî adıyla anılan “Ahd-ı Millî Beyannamesi”ni kabul etti.

Beyanname, Mondros Mütarekesi sınırları içinde tam bağımsızlık sağlanıncaya kadar mücadeleye devam etmeyi öngörmekteydi.

 

Osmanlı Meclisi'nin kapatılması, Mart 1920

 

16 Mart 1920'de Meclis-i Mebusan da dâhil olduğu halde Babıali ve bütün hükûmet daireleriyle beraber İstanbul,

Britanyalılar tarafından cebren ve resmen işgal edilmiştir.

Birleşik Krallık birlikleri İstanbul'da bulunan, başta Rauf Bey olmak üzere önde gelen Millî Mücadele yanlısı milletvekillerini tutukladılar.

Ayrıca telgrafhaneler de işgal altına alınmış ve resmî makamlar arasında iletişim imkânı kalmamıştı.

Bu şartlara göre, Anadolu, İstanbul ve resmî makamlarla ortak hareketten mahrum kalmıştı.

İstanbul'daki olağanüstü hal, ortaya Osmanlı Devleti'nin kimin idaresi ve hangi güçlerin kanunlarının geçerli olduğu sorunu ortaya çıkarmıştır.

Bu durumda Mustafa Kemal, Temsil Heyeti'nin başkanı olarak,

"Bu hareketin Anadolu'da Osmanlı Kanunlarının yürürlüğünü engellemeyeceğinden ve her ne şekilde olursa olsun alınacak önlemlere

Osmanlı milleti uygarlık yeteneği özellikle dikkat çekici bulunduğundan

Kanun dışında hiçbir işlem yapılmaması ve bütün görevlerin özenle yapılması hayatımızın gereklerindendir"

diye genelge yayınlamıştır.

Bunun üzerine Meclis 18 Mart 1920 tarihinde toplanarak kendini feshettiğini açıkladı.

Meclisin kendini feshettiği açıklaması padişahın

11 Nisan 1920'de ikinci meşrutiyetin sona erdiğini açıklaması ile bir başka Meclis oluşturma yolunu kapatmıştır.

Aynı gün Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah'ın, 

Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki millî kuvvetleri kâfir ilan eden ve katlinin vacip olduğunu bildiren fetvası Takvim-i Vekayi'de yayınlandı.

Padişah Osmanlı Devleti'nin tarihinde bir bölümü kapatmayı amaçlamış ve kendi otoritesi dışında

Bulunan bütün güçlerin (millî kuvvetleri) devlet karşıtı olduğunu ilan etmiştir.

Padişah ve atadığı hükûmetler Osmanlı devletinin idaresine tek otorite durumuna gelmişlerdi.

 

Hakimiyetin sağlanması, Mart 1920 - Mart 1922

 

 

Büyük Millet Meclisi'nin açılışı

 

Kemalist bir Türk'ün İzmit'te İngiliz kuvvetlerince infazı (1920)

 

Yunan ordusunun Edirne'ye girişi (12 Temmuz 1920)

 

Kurtuluş Savaşı komutanlarından bazıları, birinci sıra: Ferik Ali Fuat (Cebesoy), Ferik Cevat (Çobanlı), Müşir Fevzi (Çakmak), Ferik Kâzım Karabekir, Ferik Fahrettin (Altay); ikinci sıra: Mirliva Kazım (İnanç), Mirliva Ali Sait (Akbaytogan), Mirliva Ali Hikmet (Ayerdem), Mirliva Kemalettin Sami (Gökçen), Mirliva Cafer Tayyar (Eğilmez), Mirliva İzzettin (Çalışlar), Mirliva Şükrü Naili (Gökberk); üçüncü sıra: Mirliva Asım (Gündüz), Albay Alaaddin (Koval), Mirliva Mehmet Sabri (Erçetin), Albay Sabit (Noyan), Albay Ömer Halis (Bıyıktay); son sıra, soldan 3 Kaymakam (Yarbay) Hayrullah (Fişek).

Bu dönemde Büyük Millet Meclisi'nin etkinlikleri karşı taraflara

Anadolu'yu kendisinin temsil ettiği ve onun içinde olmadığı hiçbir barışın geçerliliği olmadığını kabul ettirmesi çabasıdır.

Bir yandan uluslararası destek ve yardım arayışına girilerek, Batum'un geri verilmesi karşılığında 

Sovyetler Birliği'nden mali yardım sağlandı.

Öbür yandan Anadolu'nun çeşitli yörelerindeki düzensiz direniş gruplarını tasfiye ederek düzenli bir ordunun kurulması için adımlar atıldı.

Askeri olarak karşısına çıkacak bütün güçlerle baş edebilecek düzeyde olduğunu kanıtladı.

 

Büyük Millet Meclisi'nin açılması, 23 Nisan 1920

 

Osmanlı Meclisi'nin feshedilmesi yeni bir meclisin, bir kurucu meclisin, gerekliliğini doğurmuştu.

Kurucu Meclis ve seçimlerle ilgili 19 Mart 1920'de bir bildiri yayınladı.

Sultan İstanbul'da idi ve Mustafa Kemal "olağanüstü yetkilere sahip bir meclis" olarak takdim etti.

Seçimlerin yapılması için yayınlanan bu bildiri uyarınca, yurdun her yerinde seçimler yapıldı.

16 Mart 1920'deki baskından kurtulan milletvekilleri gizlice Ankara'ya geçtiler.

Bolu Düzce, Hendek bölgesinde başlayan ve Nallıhan, Beypazarı çevresine sıçrayan ayaklanma olayları oldu.

Bu olaylardan dolayı, seçilen milletvekillerinin tümünün gelmesi beklenilmeden, Millet Meclisi'nin açılma hazırlıkları yapıldı.

Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de Ankara'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde toplandı.

Bu tarihten itibaren İstanbul hükûmetinin etkisi İstanbul kenti ve çevresiyle sınırlı kalırken,

Ankara'da oluşturulan Meclis ve hükûmet, fiilen Türkiye'nin yönetimini ele aldı. Mustafa Kemal 24 Nisan 1920'de Meclis Başkanı seçildi.

 

İç Cephe

 

1920 yılında Kurtuluş Savaşı ve sırasında ayaklanma çıkaran ve yağmaya girişenleri,

Bozguncuları, orduya ait silah ve mühimmatı çalanları, casusları, asker kaçaklarını,

Millî Mücadele'yi engelleme amacıyla propaganda yapanları yargılamak için İstiklal Mahkemeleri kuruldu.

Yine Ağustos 1921'de Tekalif-i milliye Kararları yayımlandı ve halk ulusal yükümlülüklerini yerine getirmeye teşvik edildi.

Bazıları Anadolu topraklarının bir bölümünde yeni bir devlet kurmayı amaçlayan, bazıları ise saltanat ve hilafet yanlısı olanlar tarafından çıkarılan isyanlar bastırıldı.

Ülke içindeki Ermeni ve Rum azınlıkların dış destekli isyanları da büyümeden bastırıldı.

 

Doğu Cephesi

 

 

Kâzım Karabekir Gümrü Antlaşması'nı imzalamak için yola çıkmadan önce

Dünya Savaşı sonunda

Kuzeydoğu Cephesi Müttefik Devletler'in talebi doğrultusunda

1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti.

Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu.

Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu.

Doğu Cephesi'ndeki gelişmeler Rus İmparatorluğu'nun 1917 yılından sonra içinden geçtiği süreçle çok yakından alakalıdır. 

Şubat Devrimi ile yıkılan

Çarlık rejimi Ekim Devrimi ile birlikte yerini Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bırakır.

Bu iktidar değişikliği hem Rusya içinde hem de uluslararası güçler nezdinde direnişle karşılaşır.

Patlak veren ve çok kanlı geçen Rus İç Savaşı bu döneme denk düşer.

1920 Eylülünde Türk-Sovyet mutabakatının sağlanması üzerine

28 Ekim 1920'de Kâzım Karabekir komutasında harekete geçen Türk kuvvetleri,

10 gün süren bir harekât sonunda Ermenistan'ı kesin yenilgiye uğrattı. Bu harekâtta Türk tarafından 6 asker öldü,

Ermeniler tarafında ise 95 asker öldü.

Ermenilerin talebi üzerine 3 Aralık'ta

 imzalanan Gümrü Antlaşması ile Türk-Ermeni sınırı,

1878 öncesindeki Osmanlı-Rus sınır hattına çekildi. Bu sınır, bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırıdır.

2 Aralık'ta Kızıl Ordu, Ermenistan'ı işgal ederek bağımsız Ermenistan'ın varlığına son verdi.

Sonrasında 16 Mart 1921 günü imzalanan Moskova Antlaşması da iki ülke arasında önem taşıyan belgelerdendir.

Bu antlaşmalar sürmekte olan Türk Kurtuluş Savaşı sırasında uluslararası kamuoyunda yasal olarak tanınan İstanbul Hükûmeti'ne rağmen 

Ankara Hükûmeti tarafından uluslararası alanda imzalandığı için diplomasi alanında da çok önemli yer tutar.

Kazım Karabekir Paşa'nın kazandığı bu zafer sayesinde

Kurtuluş Savaşı'nın cephelerinden biri ortadan kalkmış, böylelikle de Batı Cephesi'ne kuvvet ve silah kaydırılması mümkün hale gelmişti.

 

El-Cezire Cephesi

 

Güney Cephesi  Birleşik Krallık ateşkes imzalanmasından sonra ilk iş olarak Musul'u işgal etti.

Britanyalıların buraya gelmesi Musul Vilayetinde yaşayan insanları mutsuz etmişti.

İnsanların ayaklanması pek de uzun sürmemiş, 23 Mayıs 1919'da 

Zaho'da Şeyh Mahmut Berzenci'nin önderlik ettiği bir ayaklanma meydana gelmişti.

Birleşik Krallık modern silahları ile bu ayaklanmayı bastırmışlardı.

Ancak bu ilk direnişin ardından 1920 yılında Telafer'de ayaklanma meydana geldi.

Ancak yedek kuvvetlerin gecikmesi sonucunda ayaklanma İngilizler tarafından bastırıldı.

Bu sıralarda dağlarda direniş devam ediyordu. Direniş sonucunda Revanduz kurtarılmıştı. 

Özdemir Bey komutasındaki Kuvâ-yi Milliye birliği ve Kürt Aşiretleri ile Musul bölgesine taarruza geçmiş ve Britanyalıları Derbent Muharebesinde bozguna uğratmıştı. 

Özdemir Bey'in kuvvetlerini bölmek için Britanyalılar sürgündeki Mahmut Berzenci'yi çağırmış.

Fakat Mahmut Berzenci, Özdemir Bey ile anlaşmış ve isyan etmiştir.

Bunun üzerine Birleşik Krallık geri çekilmiş ve aşiretler Süleymaniye'ye girmiştir.

Fakat Boğazlar bölgesinde oluşan savaş durumu yüzünden buradaki birliklerin çoğu o bölgeye gitmiş ve kalan birlikler ile Britanyalılar arasında çatışma çıkmıştır.

Çıkan çatışma sonucunda 

Özdemir Bey'in birlikleri Birleşik Krallık ordusu tarafından mağlup edilmiş ve Özdemir Bey İran'a çekilmiştir.

Türk-Fransız Cephesi de denilen Güney Cephesi,

Millî kuvvetlerin Fransız, Cezayir ve Ermeni askerlerinden oluşan

Fransız lejyoner birliklerine karşı verdikleri savaşı kapsamaktadır.

Birleşik Krallık Musul, İskenderun, Kilis, Antep, Maraş, Elbistan ve Urfa’yı işgal ettiler.

Fransızlar ise Adana, Mersin ve Osmaniye’yi işgal ettiler.

İşgalin sonlandırılmasında

Molla Mehmet Karayılan 6400 civarında şehit vererek

Fransızlara kendi birliğinin onlarca misli kayıp verdirdi.

Böylece Karayılan, Antep'te efsane oldu. ugünkü Adana'nın ilçeleri Haçin (Saimbeyli), Sis (Kozan) ve Pozantı'da Fransızların halka büyük zulmü oldu;

Fransızlar Haçin'de annelerinin gözleri önünde çocukları kaynattılar ve büyük mücadeleler cereyan etti. En sonunda yörenin yönetim merkezi olan Sis (Kozan)

Sancağı 2 Haziran 1920 günü yöre insanlarınca kurtarıldı.

Maraş’ta, Sütçü İmam’ın önderliğini yaptığı mücadele sonunda Maraş’ta tutunamayan düşman şehri terk etmek zorunda kaldı

(12 Şubat 1920). Urfa şehrinde Ali Saip (Ursavaş) Bey tarafından teşkilatlandırılan

Türk direnişi başarıyla sonuçlandı. Fransızlar 11 Nisan 1920’de şehri boşalttı.

Antep halkı 1 Nisan 1920’de Fransızlara karşı ayaklandıysa da 9 Şubat 1921’de teslim oldu.

Fransa, TBMM ile Ankara Anlaşması’nı imzalayarak Güney Bölgesi'nden çekildi.

Batı Cephesi

 

 

25 Haziran 1920'de Mudanya'ya çıkmayı bekleyen İngiliz askerleri

 

20 Temmuz 1921'de işgal edilen Eskişehir'deki Yunan birliği

 

Türk piyadeler

 

Kemal Paşa Türk kuvvetlerini denetliyor, İzmit, 18 Haziran 1922

Buradaki savaşlar, İzmir-Bursa-Balıkesir-Kütahya-Eskişehir hattında gerçekleşti. 

Müttefik Devletler tarafından 18 Nisan 1920'de Paris'in Sèvres banliyösünde ilan edilen 

Sevr Antlaşması Türkiye'den önemli bazı toprakların alınmasını ve

Türk devletinin Müttefikler kontrolü altında bir tür yarı-bağımsız statüde yönetilmesini öngörmekteydi.

Türk tarafının anlaşmayı imzalamayı Mîsâk-ı Millî'ye karşı bulduğu için Müttefikler, Yunan ordusunu Anadolu içine sevk ettiler.

Temmuz ayında Bursa, Ağustos'ta Uşak Yunanlar tarafından işgal edildi.

Yunanlılar şehrin kuzey cenahını koruyabilmek için 13. Tümenlerini buraya konuşlandırdılar.

Batı Cephesi'ndeki kuvvetlere komuta eden Ali Fuat Paşa, Gediz'deki tümeni baskın şeklinde bir saldırı ile yok etmeyin planlıyordu.

Saldırı 24 Ekim 1920'de başladı ancak 11. ve 61. Fıkra'ların aynı anda harekete geçememesi, sis nedeniyle

11. Fıkra'nın ön hatlarında irtibat kurulmaması ve de Çerkez Ethem'in kuvvetlerinin saldırıya olumlu katkıda bulunamamaları sonucu taaruz başarısızlıkla sonuçlandı.

 Bu başarısızlık düzenli ordunun gerekliliğini ortaya koydu.

Gelinen noktada Mustafa Kemal Paşa 9 Aralık 1920'de Ali Fuat Paşa'yı görevinden azledip 

Moskova'da elçi olarak görevlendirdi. Hemen ardından da Batı Cephesi'ni ikiye böldü.

Cephenin kuzey kısmındaki birliklere Miralay İsmet Bey, güney kısmındaki birliklere ise Miralay Refet Bey komuta edecekti.

 

Mağlup olup çekilirken Türk kasaba ve köylerini ateşe veren Yunanların ardından cepheye yetişen Türk sıhhiye birlikleri yaralıları taşıyor, Ağustos 1922

 

Türk ordusunun İzmir'e girişi (9 Eylül 1922)

Batı Cephesi komutanlığına atanan İsmet Bey, Ocak 1921'de Birinci İnönü Muharebesi ve Mart 1921'de İkinci İnönü Muharebesi'nde Yunan ilerlemesini durdurdu.

İnönü zaferleri, millî ordu projesinin başarısını kanıtlayarak 

TBMM hükûmetinin otoritesini pekiştirdi, Millî Mücadele'nin nihai zaferine olan güveni sağladı.

27 Mart'ta Afyon'un kaybedilmesi bu zafer duygusunu ancak kısmen gölgeleyebildi.

Temmuz 1921'de Yunan Kuvvetleri Garp Cephesi ordularını 

Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde yenilgiye uğratarak çevirme harekatıyla yok etmek üzereyken, komutayı bizzat ele alan

 Mustafa Kemal ve Fevzi Paşa,

Türk birliklerini süratle geri çekerek Sakarya nehri kıyılarına çektiler.

Ancak 23 Ağustos - 13 Eylül arasında süren Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunan taarruzu püskürtüldü.

Halkın kendine güveni tazelendi,ayrıca kaybedilen subay sayısı fazla olduğu için

Gazi Mustafa Kemal Paşa zaferden sonra bu savaşı "Subaylar Savaşı" olarak nitelendirdi.

Bu zafer nedeniyle Başkomutan Mustafa Kemal Paşa

TBMM tarafından Mareşal rütbesine yükseltildi ve Gazi payesi verildi.

Nihayet 26 Ağustos 1922'de Afyon'un doğusundaki mevzilerden taarruza geçen

Türk ordusu, 30 Ağustos'taki Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde

Yunan ordusunu kesin yenilgiye uğrattı. Tamamen dağılan Yunan ordusunun boşalttığı

Ege bölgesi birkaç gün içinde Türk kuvvetlerinin eline geçti. Nihayet 9 Eylül'de Türk orduları İzmir'e girerek Yunan işgaline son verdi.

 

Londra Barış Konferansı, Şubat 1921 ve Mart 1922

 

1921 yazında Londra Barış Konferansı ile müttefikler Sevr Antlaşmasını Ankara hükûmetine kabul ettirmek istediler.

TBMM hükûmetinin kesin tavrı karşısında Yunan ordusu bu kez Ankara'yı ele geçirmek üzere harekete geçti. 

Sakarya Meydan Muharebesi bir güç gösterisi olarak gerçekleşti.

Sonraki yıl 1922'nin ilk yarısı sonuçsuz barış müzakereleri ile geçti.

Bu dönemde değiştirilmiş Sèvres Antlaşması ortaya atıldı. Bu yeni çözüm Sèvres hükümlerini yumuşatılmış şekli olmaktaydı.

 

Barışın sağlanması, Mart 1922 - Ekim 1923

 

Bu dönemde Büyük Millet Meclisi'nin etkinlikleri çizilen sınırların dünyaca kabulünü ve bu sınırlar içinde Cumhuriyet ile yönetilecek devletin ilanını kapsamaktadır.

Çanakkale Krizi ve Mudanya Mütarekesi, Eylül-Ekim 1922

İzmir'in kurtuluşundan sonra 

Fahrettin Altay komutasındaki TBMM Süvari Kolordusu kuzeye yöneldi ve birkaç gün sonra Birleşik Krallık işgalinde bulunan

 Çanakkale Boğazı karşısında mevzilenerek Britanyalıların çekilmesi için bir ültimatom verdi. 

Çanakkale Krizi adı verilen bu olay üzerine,

15 Eylül'de başbakan David Lloyd George başkanlığında toplanan

Birleşik Krallık kabinesinin Liberal Partili bazı üyeleri ültimatomu reddederek,

Birleşik Krallık ile Türkiye arasında savaş çıkmasına yol açacak bir politika benimsedi.

Ancak Britanya kamuoyunun sert tepkisi üzerine koalisyon ortağı olan Muhafazakâr Parti hükûmetten çekildi.

Lloyd George hükûmeti 19 Ekim'de düştü.

11 Ekim'de Birleşik Krallık ile Ankara hükûmeti arasında Mudanya'da ateşkes imzalandı.

Ateşkes anlaşması en kısa zamanda İsviçre'nin Lozan (Lausanne) kentinde bir barış konferansı toplanmasını öngörüyordu.

Bu süreçte ABD de bölgede bulundurduğu gemileri artırma yoluna gitmiştir. 

İzmir kurtarıldıktan 19 gün sonra ABD, 13 yeni savaş gemisinin Türkiye sularına gönderilmesini kararlaştırmıştır.

Toplam sayıları 20'yi aşan bu gemiler ancak

Lozan Antlaşması'nın imzalanması ardından Türk denizlerinden çıkmışlardır. Zaten USS Scorpion adlı gemileri

1908-1923 arası Amiral Bristol komutasında istihbarat görevi dahil olmak üzere İstanbul'da bulunmuştur.

 

Saltanatın kaldırılması, 1 Kasım 1922

 

 

Sultan Vahideddin İstanbul'dan Malta'ya gitmek üzere ayrılırken

1 Kasım'da TBMM, İstanbul hükûmetinin hukuki varlığına son vererek Türkiye'nin tek ve tartışmasız hakimi oldu.

Şeklen "halife" unvanını koruyan

VI. Mehmet Vahdettin 10 Kasım'da son cuma selamlığına katılmış, ancak yaşamına ve özgürlüğüne yönelik tehditleri gerekçe göstererek

17 Kasım sabahı Boğaziçi'nde demirli bulunan Britanya zırhlısı ile Malta'ya gönderilmiştir.

Bunun üzerine 19 Kasım'da TBMM, veliaht Abdülmecit Efendi'yi halife ilan etmiştir.

 

Lozan Barış Konferansı, Kasım 1922

 

20 Kasım 1922'de toplanan

 Lozan Barış Konferansı'nda

Türk delegeleri İsmet Paşa ve Dr. Rıza Nur Bey idi.

4 Şubat 1923'te konferans anlaşma sağlanamadan dağıldı.

Türkiye'de, müzakere edilen anlaşmanın Mîsâk-ı Millî sınırlarından taviz verdiğini belirterek dayatılan koşullara direnen

Meclisin feshedilerek yeni Meclis üyelerinin seçilmesi üzerine,

23 Nisan'da yeniden toplanan konferans, 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması kabul edildi.

 

Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923

 

Bu antlaşma ile Türkiye

 Hicaz,

Mısır,

Suriye,

Filistin,

Irak,

Kıbrıs 

Ve 

On İki Ada 

Üzerindeki tüm haklarından vazgeçti;

 Batı Trakya'da da bazı koşullarla

Yunan egemenliğini kabul etti. 

Türkiye ayrıca İstanbul ve 

Çanakkale Boğazlarının silahsızlandırılarak uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmasını da kabul etti.

Osmanlı borçlarının bir kısmı silinirken, bakiyesinin uzun vadede ve uygun koşullarla Türkiye tarafından ödenmesi de kabul edildi.

Türkiye'deki gayrimüslim azınlıklara uluslararası hukukun koruması altında bazı haklar tanındı.

Buna karşılık Türkiye'nin idari, hukuki, adli ve mali konulardaki bağımsızlığı onaylandı.

Ekonomik ve siyasi kapitülasyonlar ise tamamıyla kaldırıldı.

Antlaşmaya ekli bir protokolle, Türkiye'deki Rum azınlığı ile Yunanistan'daki Müslüman Türk azınlığın (bazı istisnalarla) zorunlu mübadelesine karar verildi.

 

Cumhuriyetin ilanı, 29 Ekim 1923

 

29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan

"Cumhuriyet"

Önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verdi. Meclis önergeyi kabul etti. Böylece,

Türkiye devletinin yönetim biçimi

"Cumhuriyet",

Adı ise

"Türkiye Cumhuriyeti"

Olarak belirlendi

''''Atatürk''''

Kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk

"Reis-i Cumhur"u

(Cumhurbaşkanı)

Oldu.

 

Sovyet yardımları

 

 

Kurtuluş Savaşı'nın sürdüğü sırada, Afyonkarahisar'da Mustafa Kemal Atatürk Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti heyetiyle çay molasında. Soldan sağa; Batı Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanı Asım Gündüz, Batı Cephesi Komutanı Tümgeneral İsmet İnönü, Sovyet Rusya temsilcisi K.K. Zvonarev, Sovyet Rusya büyükelçisi Semyon Aralov, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti temsilcisi İbrahim Ebilov ve Birinci Ordu Komutanı Ali İhsan, 31 Mart 1922 günü sabahı.

 

Savaşta Ankara Hükûmeti'ne destek veren Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Türkiye temsilcisi İbrahim Ebilov (sağdan ikinci), Azerbaycan-Türkiye dostluk ilişkilerinin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynadı. Girişimi ile Trabzon ve Samsun şehirlerinde Azerbaycan konsoloslukları açıldı. Ebilov'un verimli diplomatik faaliyeti ve doğrudan katılımı sayesinde Sovyet cumhuriyetleri ile Türkiye arasında bir dizi ikili ve çok taraflı antlaşma imzalandı. Nahçıvan'ın özerkliğinin temelini oluşturan 1921 Moskova ve Kars antlaşmalarını diğer Nahçıvanlı diplomat, Sovyet-Türk müzakerelerinde Azerbaycan delegasyonunun başkanı Behbud ağa Şahtahtinski ile birlikte Ebilov da imzaladı.

1917 yılında gerçekleşen Ekim Devrimi'nin ardından kurulan Sovyetler Birliği,

 Rus İç Savaşı (1918-1922) sürerken aynı yıllarda Anadolu süren Kurtuluş Savaşı'na yardımlarda bulundu.

Bu dönemde yeni kurulan Sovyetler, batılı devletler ile savaşan Türkiye heyeti ile diplomatik ilişkiler geliştirdi ve Türkiye'ye para ve silah yardımı gönderdi.

Moskova'dan gelecek yardımları organize edip ilk resmî sevkiyatı gerçekleştiren kişi Halil Kut oldu.

İstanbul'da tutuklu olan Halil (Kut), kaçarak Sivas'a geldi.

Mustafa Kemal tarafından Nahçıvan üzerinden Azerbaycan'a gönderildi.

Halil Kut, Dışişleri Bakanı Çiçerin ve yardımcısı Lev Karahan'la görüşüp antiemperyalist bir cephe önererek askerî ve mali yardım talep etti.

Ardından Harbiye Komiseri

 Lev Kamenev ile de görüşülerek, gizli tutulmak kaydıyla bir milyon altın lira,

60 bin tüfek,

108 sahra topu

Ve

12 ağır top yardımı yapılmasında uzlaşıldı.

Azerbaycan'daki (Enver Paşa'nın üvey kardeşi)

Nuri (Killigil) Bey'in faaliyetleri  nedeniyle bir gecikme yaşansa da

2 Temmuz 1919 tarihinde yardım heyeti yola çıktı.

Heyet yardımın ilk taksidi olan (125.000 lira karşılığı)

500 kg altın

Ve

Çiçerin'in

Mustafa Kemal'e yazdığı mektubu da yanında taşıyordu.

 Halil Kut, 3 Ağustos 1920 tarihindeki raporunda,

6 sandık içinde,

500 kg altın para ile yola çıkıldığını,

Yanlarında iki müslüman Kızıl Ordu kurmay subayı ve 20 kadar asker olduğunu da yazmıştır.

 Azerbaycan üzerinden Anadolu'ya geçerken Ermeni saldırıları nedeniyle yardımın tümünün toplu biçimde ulaştırılması mümkün olmadı.

Heyet bölündü ve altınların üçte biri

Halil Kut tarafından Karaköse'de (bugünkü Ağrı)

Tümen komutanı Cavit Bey'e (bir başka kaynağa göre ise Kâzım (Orbay) Bey'e) teslim edildi.

27 Ağustos günü Karaköse'ye varan Sovyet heyetinin getirdikleriyle birlikte toplam altın miktarı 400 kg oldu

. Altının bir kısmı yolda terk edilmek zorunda kalmıştı.

Cavit Bey Sovyet heyetini 8 Eylül günü Erzurum'a ulaştırdı.

Heyeti karşılayan Karabekir hemen Ankara'ya telgraf çekerek olumlu haberi bildirdi,

200 kg altını Doğu Cephesi'nin gereksinimleri için ayırdıktan sonra kalan

200 kg altını Sovyet heyetiyle birlikte Ankara'ya gönderdi.

Halil (Kut)'un olumlu görüşmelerinin ardından

Anadolu mücadelesi için kritik önemde olan 4-11 Eylül 1919 tarihlerindeki Sivas Kongresi'ne Mahmudov adında bir Sovyet temsilcisi katıldı.

Yardımların toplam miktarları hakkında kesin bilgiler yoktur ve var olan bilgi ve belgeler arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır.

Bunun temel nedeni, Ankara Hükûmetinin alınan yardımları mümkün olduğu kadar gizli tutmak istemesiydi.

Özellikle Karadeniz yoluyla gelen yardımların bilinmesinin denetimleri artıracağından,

Bunun da yardımların ulaşmasında güçlük çıkaracağından endişe ediliyordu.

 Ayrıca özellikle teslim sırasında kayıt tutulmadığı durumlar, askeri malzemelerin

Farklı isimlerde kaydedilmesi gibi unsurlar da belgelerdeki istatistiklerin birbiriyle uyumlu olmamasına yol açmıştır.

Fakat genel kabul gören Sovyet belegelerine göre

Sovyetler tarafından Kurtuluş Savaşı için yapılan toplam

125.000 TL değerindeki altın yardımının yanında, gönderilen silah ve mühimmat listesi şöyledir:

Malzeme Adet
Tüfek 39.000
Makineli tüfek 327
Top 54
Fişek 63 milyon
Top mermisi 147.000
Avcı botu 2
El bombası 4.000
Kılıç 1.500
Gaz maskesi 20.000

 

1921 yılında da nisan, mayıs ve kasım aylarında üç bölüm şeklinde toplamda

6.500.000 altın ruble yardımı yapılmıştır.

Sovyetler'in bu süre zarfında verdiği altın ruble yardımı toplamda

17.500.000 rubleyi bulmuştur.

 1922 yılında Josef Stalin ve Grigol Orconikidze gibi Gürcü liderler yardımın kesilmesini savunmuşlarsa da,

Vladimir Lenin ve Lev Troçki yardımın sürmesini sağlamışlardır.

Atatürk'ün Sovyet yardımları sonrasındaki görüşü şöyledir:

 

 

« Eğer Rusya’nın desteği olmasaydı yeni Türkiye’nin …

İstilacılar üzerindeki zafer kıyaslanmayacak kadar çok daha büyük kayıplarla kazanılabilirdi veya belki de hiç mümkün olmazdı.

Rusya Türkiye’ye hem manevi, hem de maddi yardım göstermiş ve milletimizin bu yardımı unutması suç olur. »

 

( Mustafa Kemal )

 

Sovyetler'in Kurtuluş Savaşı'na katkısı, Büyük Taarruz öncesindeki rakamlara göre %35 dolayında olmuştur.

Asıl büyük kazanımlar, başta İstanbul olmak üzere işgal altındaki yerlerden kaçırılan silah ve mühimmat, satın alımlar, imalat-ı harbiye ve Tekâlif-i Milliye Emirleri yoluyla temin edilmiştir. 

Ayrıca 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ile verilen siyasi destek de çok önemlidir.

Diğer

 

Uşak'ta 6 Ocak 1923'te çekilmiş bir fotoğraf (Frédéric Gadmer, Albert Kahn Koleksiyonu). Yunan ordusu 1922 sonbaharında batıya doğru kaçarak kırları yok etti. Uşak'taki bu lokomotif, Yunan ordusunun geri çekilmesi sırasında bu bölgede meydana gelen tahribatı göstermektedir.

Birleşik Krallık, Batı Anadolu'yu işgal eden

Yunanistan kuvvetlerine politik ve parasal destek vermiş fakat

Yunan hükûmetinin ısrarlı talebine rağmen Yunan ordusunda danışman ve subay bulundurmaktan kaçınmıştır.

Yunanistan'a Birleşik Krallık'ın askeri yardımı 1922 başlarında kesilmiştir.

Kurtuluş Savaşı sırasında düzensiz

Türk kuvvetleri Adana, Maraş, Antep ve Urfa'yı işgal eden

Fransız ordusuna karşı savaşmıştır. Aralık 1919-Mayıs 1920 arasında altı ay süren çatışmalar,

31 Mayıs 1920'de ateşkes ile sonuçlanmıştır.

Bu tarihten sonra Fransa uluslararası planda genellikle Ankara Hükümetini desteklemiş,

Ekim 1921'de Anadolu'dan çekilen Fransız kuvvetleri,

Türk tarafına önemli boyutta silah ve mühimmat teslim etmiştir.

1919 mayısında İzmir'in Yunanlarca işgalini kendi çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak değerlendiren İtalya,

Kurtuluş Savaşı süresince Türk tarafını desteklemiştir. 1919 yazında Kuşadası cephesinde Yunan ve İtalyan kuvvetleri çatışmıştır.

 

1925'te Hasan Sabri tarafından hazırlanmış Hatıra-i Zafer. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) üstte ve diğer generaller altta, soldan sağa: Halid Paşa (Karsıalan), Kemaleddin Sami Paşa (Gökçen), Nureddin Paşa (Konyar), Kâzım Paşa (Özalp), Ali İhsan Paşa (Sâbis), Kâzım Karabekir Paşa, İsmet Paşa (İnönü), Fevzi Paşa (Çakmak), Muhiddin Paşa (Akyüz), Refet Paşa (Bele), Cafer Tayyar Paşa (Eğilmez), Cevat Paşa (Çobanlı) ve Selahattin Âdil Paşa.

 

Türkiye hükûmeti tarafından savaşın 100. yılı için hazırlanmış logo

İlgili marşlar

  • Kurtuluş Savaşı'nın "son gazisi", emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl, 11 Kasım 2008 tarihinde 105 yaşında hayatını kaybetmiştir.
  1. ^ Ayrıntılı bilgi için Türk Kurtuluş Savaşı ve Amerika Birleşik Devletleri maddesi okunabilir.
  2.  
  3. ^ Düzenli ordu kurulduğunda birliklerdeki mevcut subay ve er sayıları:

  4. Batı Cephesi Komutanlığı: 1.728 subay ve 27.571 er

  5. Doğu Cephesi Komutanlığı: 1.425 subay ve 20.181 er

  6. Elcezire (Diyarbakır) Cephesi Komutanlığı: 700 subay ve 6.066 er

  7. 3. Kolordu Komutanlığı: 477 subay ve 9.256 er

  8. Adana Havalisi K. Komutanlığı: 360 subay ve 11.212 er

  9. Kastamonu Havalisi Komutanlığı: 143 subay ve 2.527 er

  10. Ankara Komutanlığı: 399 subay ve 4.471 er

  11. Toplam: 5.232 subay ve 81.284 er (=86.516 asker)
  12.  
  13. ^ Büyük Taarruz öncesi 
  14.  
  15. Ankara Hükûmeti'nin eli altında bulunan 6 milyona yakın halktan 270.000 kadar insan silah altına alınmıştı.
  16.  
  17. Bu nüfustan 23 piyade tümeni, 6 süvari tümeni örgütlenmişti.
  18.  
  19. Ayrıca 3 piyade alayı, 5 zayıf mevcutlu sınır alayı, bir süvari tugayıyla üç süvari alayı hesaba katılırsa
  20.  
  21. 24 piyade ve 7 süvari tümeni eşdeğerinde sayılabilirdi. 
  22.  
  23. Doğu Cephesi'ne 2 piyade, 1 süvari tümeni, 
  24.  
  25. Erzurum ve Kars müstahkem mevkileri ve 5 sınır alayı (29.514 insan);
  26.  
  27. El-Cezire Cephesi'ne (Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Fırat nehrinin doğusu)
  28.  
  29. 1 piyade tümeni ve 2 süvari alayı (10.447 insan);
  30.  
  31. Merkez Ordusu bölgesine 1 piyade tümeni ile 1 süvari tugayı (10.000 insan); 
  32.  
  33. Adana Dolayları Komutanlığı bölgesine 2 tabur (500 insan); 
  34.  
  35. Gaziantep bölgesine 1 piyade ve 1 süvari alayı (1000 insan); yurt içi birlik ve kurumlarına 12.000 insan ve birlik bırakıldıktan sonra 
  36.  
  37. Batı Cephesi'ne 18 piyade tümeni ve 5 süvari tümeni
  38.  
  39. (bağımsız tugay ve alaylarla 19 piyade tümeni ve 5,5 süvari tümeni eşdeğerindedir) 207.942 asker getirilmişti.
  40.  
  41. ^ Savaş meydanında ölenler: 9.167 (662 subay ve 8.505 er)

  42. Yaralanma sonunda hastanede ölenler: 2.474 (75 subay ve 2.399 er)

  43. Hastalıktan hastanede ölenler: 22.690 (147 subay ve 22.543 er)

  44. Askere alma mıntıkalarında ölenler: 2.956 (118 subay ve 2.838 er)

  45. Kıtalarda muhtelif sebepten ölenler: 688 er

  46. --- Toplam: 37.975 ölü
  47.  
  48. ^ Yunanistan’ın elinde bulunan Türk harp esirleri konusunda Türk ve Yunan tarafları farklı rakamlar vermişlerdir.
  49.  
  50. Yunan Kızılhaçı Türk esir sayısını 510 subay, 6.012 asker 309 sivil olmak üzere 6.813 olarak verirken, mübadeleye esas olan
  51.  
  52. Türk esir sayısı ise 329 subay, 6.002 asker ve 15.742 sivil esir olarak belirtilmiştir.
  53.  
  54. Fakat başka kaynaklara göre farklı esir sayıları mevcuttur.

 

*

***

*********

*******************

********************************

''''''ÖNEMLİDİR'''''''

PAYLAŞIMLARIMIZ 

GOOGLE VE DİĞER  ARAMA  MOTORUNDA  YAYINLANMIŞ 

ÇEŞİTLİ  ÇALIŞMALARDAKİ  ALINTILARDAN OLUŞMAKTADIR  VE  TAMAMEN BİZE  İLGİNÇ  GELEN  KONULARIN 

PAYLAŞIMINDA  FAYDA SAĞLAYABİLECEĞİMİZ DÜŞÜNCESİNDEN HAREKETLE ORTAYA  ÇIKMIŞTIR

VE

TİCARİ  DEĞİLDİR..

BİLGİ  AKTARIMLARIMIZDA  SAKINCALI  VEYA  PAYLAŞIMI  İSTENMEYEN ALINTILAR  OLURSA UYARILDIĞIMIZDA  PAYLAŞIMLARIMIZDAN  ÇIKARILACAKTIR...!!