Tarih öncesi dönemlerden beri Türklerce kutsal sayılmıştır.
Bozkurt'un kutsal sayılmasının ve Türklerin ulusal sembolü olmasının en önemli nedeni,
Türklerin bir bozkurdun soyundan geldiklerine inanmalarıdır.
Bozkurt, bugün Türk milliyetçiliğinin sembolüdür. Atatürk tarafından da ulusal sembol ilan edilmiş ve birçok yerde kullanılmıştır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk parası üzerine bozkurt resimleri basılmıştır.
KAO- CH'E nin Yaradılış Destanı
Türeyiş Destanı
Türeyiş Destanı adıyla bilinen hikâye aslında Kao-ch'e'nin yaratılış destanıdır.
Çin vakayinamelerinden Vey Kitabıve Kuzey Hanedanlar Tarihi'nde yer almaktadır. Bu destanda erkek kurt rol oynamaktadır.
Hiung-nutanyusunun güzel iki kızı varmış. Tanyu onları Tanrı'ya sunmaya karar vermiş. Ülke sınırı üzerinde yüksek bir kule yaptırmış ve Tanrı'dan kızlarını kendisine eş olarak alması için yalvarmış. Onları götürüp kuleye bırakmış. Yaşlı bir kurt kulenin dibindeki mağaraya yerleşmiş. Kızlardan biri kurdun Tanrı olduğunu zannetmiş. Ablasının karşı çıkmasına rağmen kuleden inmiş. Kurdun karısı olup çocuğunu doğurmuş.
AŞİNA'nın Yaradılış Destanı
ASENA
Ülke, komşu ülke tarafından yok edilir.
Bu kıyımdan sadece 10 yaşlarında bir oğlan sağ kalır.
Askerler küçük olduğundan onu öldürmeye kıyamaz ve ayaklarını (Sui Kitabı 'nda kollarını da) keserek bataklık bir yere bırakır.
Orada bir dişi kurt çocuğu etle besler. Çocuk ergenlik çağında(13-14 yaşında) kurtla birlikte olur ve küçük çocuk kurdu hamile bırakır.
Komşu ülke yeniden adamları göndererek onu öldürtmek ister.
Adamlar kurdu da öldürmek ister.
Kurt Karahoca ülkesindeki Kuzey Dağı'na (Sui Kitabı 'nda Karahoca'nın kuzeybatısına) kaçar.
Dağda bir mağaranın içinde çayırlarla kaplı ve yüzlerce mil genişliğinde dört tarafı dağlarla çevrili bir düzlük var.
Kurt mağaranın içine saklanır ve on erkek çocuk doğurur.
On erkek büyür.
Dışarıdan kız alıp evlenirler ve eşlerini hamile bırakırlar.
Bozkurt Destanı adıyla bilinen hikâye aslında Aşina'nın yaratılış destanıdır.
Çin vakayinamelerinden Chou Kitabı,
Kuzey Hanedanlar Tarihive Sui Kitabı 'nda yer almaktadır.
Bu destanlarda dişi kurt rol oynamaktadır.
Destan 2
Türkler önce Hiung-nu'nun kuzeyindeki Şu ülkesinden çıkmıştır.
Kabilenin büyüklerinden Abangbu on yedi kardeşinin biriydi.
Bunlardan biri Yizhinishidou kurttan doğmuştur.
Bangbugiller kötü huylu oldukları için ülkesi yok edildi. Nishidou rüzgârları ve yağmurları çağırabilirdi.
Yaz tanrısının kızı ve kış tanrısının kızı olmak üzere iki eşle evlendi.
Dördüz erkek çocuğu doğdu.
Bunların biri Baihong (büyük beyaz kuş) oldu.
Başka biri ise Afushui (nehir) ile Jianshui (nehir) arasında Qigu adını aldı.
Başka biri ise Chuzheshui (nehir)'de.
Diğeri Jiansichuzheshishan (dağ)'da ikamet etti ve bu kişi Daer'dir.
Dağın tepesindeki Abangbu'nun kabilesinde soğuk çiy vardı....
VUSUN İLE İLGİLİ DESTAN
Çin vakayinamelerinden Shi-chive Han Kitabı'nda yer alan Vusun ile ilgili destanda karga ve dişi kurdun bir çocuğu beslediği aktarılmaktadır.
Vusun kralı Kun-mo (昆莫)'nun babası Hiung-nu tarafından saldırıya uğramış ve öldürülmüş.
Kun-mo bırakılmış. Karga etle ve kurt ise sütle beslemiş.
Hiung-nu tanyusu Kun-mo'nun Tanrı olduğunu zannederek yanına alıp büyütmüş.
Ergenekon Destanı
Ergenekon Destanı adıyla bilinen hikâye Göktürk destanıdır. Komşuları tarafından tuzak kurularak yok edilen Türklerden geriye kalan birkaç kişinin saklanmak için dağlık bir alanda yol araması ile başlar. Dağların arasında gizlenmiş bir ova bulan bu Türkler, oraya yerleşir ve çoğalır. Yüzyıllar sonra oraya sığmaz hale gelince, çıkmak isterler. Ancak çıkışı bulamazlar. Bunun üzerine çevredeki dağların demir madeninden yapıldığını fark ederler ve demiri eriterek çıkarlar. Çıkışta kendilerine Börte Çene adında bir erkek kurt rehberlik eder.Ana madde: Ergenekon Destanı
Türk topluluklarında Börü
(Bozkurt)
Kam algışları (şaman duaları) içinde
"Kök börü"
Ve
"Kuğu börü"
( doru (kuba) renkli kurt) şeklinde kurt tanıtması bulunur.
Tanrı'nın habercisi olarak eski Tuva sözlü geleneğinde bozkurt bulunurdu.
Tuva Türklerinde
Kırgız Türklerinde
Eski Kırgız Türkleri büyük kahramanlardan,
Bahadırlardan, "börü" veya "Kök börü" olarak adlandırırlardı.
Kazak, Kırgız ve kurt kardeştir şeklinde bir de halk arasında söz vardı. Kurt, büyüklük yiğitlik manalarındadır. Destanlarda bahadırlar için "gök yeleli kurt" deyimi kullanılmıştır. Manas Destanında Manas Han, kurt gözlü, kır bıyıklı (Börü közdüü, ku murut) olarak tarif edilir. Manas atamızın okları için de "börü tildü, çal yıba " (kurt dilli kır ok) denilir. Manas'ın oğullarına Kökbörü sultanım diye hitap edilirdi.[9]
Kıpçak Türklerinde
Kıpçak Türkleri veya Kumanlarda bozkurdun önderlik rolü II. yüzyıl ortalarına kadar gitmektedir. Kurttan yardım istendiğine dair kayıtlar bulunmaktadır.
Nüfus yapısı
Burada, “Türkler” tabiri dar anlamıyla ele alınmıştır.“Türk” tabiri bugün temelde iki düzeyi belirtir. İlk kısımda veya dar anlamıyla eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarında ve yeni göçlerle çeşitli kıtalarda yaşayan Türkler (Türkiye Türkleri, Osmanlı Türkleri) belirtilir. İkinci kısımda veya geniş anlamıyla ise dünyadaki bütün Türk gruplarını belirtir. Bu ikinci kısım asli olarak Doğu Avrupa, Balkanlar, Türkiye, Orta Doğu, Kafkaslar, İran, Orta Asya, Sibirya, Doğu Türkistan, Moğolistan bölgesinde yaşar.
20. yüzyılda çeşitli sebeplerle başta Avrupa (Batı Avrupa) olmak üzere, Amerika, Avustralya ve Asya kıtalarındaki çeşitli ülkelere göç eden Türkler vardır.
Avrupa'ya Türkiye’den göç ederek yerleşmiş olan Türk göçmen toplulukları genellikle
Amerika kuruluşlu Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre
Türkiye'nin nüfusunun %98.6'sını müslümanlar oluşturmaktadır.
Yine, Türkiye'nin müslüman nüfusunun %80'ı Hanefi, %10'u Alevi ve %10'u Şafi mezheplerine bağlı olduğu tahmin edilmektedir.
Milliyet gazetesinin 2007 senesinde yayınladığı geniş çaplı ankete göre, bu oran %82'si Sünni-Hanefi %5.73'ü ise Alevi-Şii olarak dağılmış ve yine nüfusun %9.06'sı Sünni-Şafiilerden oluşuyor.
Türkiye'de Zaza-Kürt-Türk-Türkmen-Arap Alevi toplulukları bulunmaktadır.
Dünyadaki Türkiye Türklerinin inançlı olanları Müslüman’dırlar. Müslümanlığın çeşitli mezheplerine bağlıdırlar.
Dinsel Tarih
Türklerin dinî hayatını kısaca İslamiyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki ana kısma ayırabiliriz.
İslamiyet’i kabul etmeden önce Tengricilik dinine tabi olan bu Asya topluluğu, önce yönetici kesiminin, daha sonra da halk tabakasının
Müslümanlığı kabul etmesiyle İslam'ı inanç dünyalarının merkezine yerleştirmişlerdir.
Örneğin: Muhammed Peygamberin, Türkler hakkında "أتركوا الترك ما تركوكم" (Uturkû al-Turka ma tarakûkum) yani "Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın," dediği rivayet edilir.
Böylece Türklerin İslamiyetin koruyucusu olan bir millet haline geleceği yönündeki inanç bu Hadis-i Şerif'e dayanarak öne sürülür.
Bu hadis bazı kaynaklarda "Habeşliler sizinle uğraşmadıkça siz de onlara uğraşmayınız. Ve Türkler size dokunmadıkça siz de Türkler’e dokunmayınız!" (دَعُوا الْحَبَشَةَ مَا وَدَعُوكُمْ ، وَاتْرُكُوا التُّرْكَ مَا تَرَكُوكُمْ) şeklinde yer alır.
Ancak buna karşın değişik kaynaklarda gerçek (sahih) olmadığı veya gerçekliği (sahihliği) kanıtlanamadığı halde
Muhammed Peygamberin söylediği iddia edilen, Hadis olduğu öne sürülen pek çok söz bulunur.
Örneğin Kaşgarlı Mahmud "Divânu Lügati't-Türk"te Türkleri öven pek çok hadise yer vermiştir.
Ancak bunların neredeyse hiçbirisi hadis kaynaklarında yer almaz.
Bunlardan bir tanesi şöyledir: "Türk dilini öğreniniz, çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır."
Bu cümleden önce şöyle bir açıklama bulunur: "And içerek söylüyorum, ben Buhara'nın, sözüne güvenilir imamlarından birinden ve başkaca Nişabur'lu bir imamdan işittim."
Ancak bu hadis güvenilir (hatta yeterince güvenilir bile olmayanlar dahil)
Hiçbir hadis kaynağında yer almaz, dolayısıyla sahih kabul edilemez.
Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olup, o dönemde yaşamış Türk boylarının dil özellikleri,
Türk dilinin yaygınlığı hakkında güzel bilgiler veren kapsamlı ve önemli bir eserdir.
Türkçe dünya genelinde çok yaygın kullanılan önemli bir dildir. Avrupa Birliği kurumları tarafından yapılan araştırmaya göre dünyada
77 milyonun ana dili, ikinci dil olarak konuşanlarla birlikte 83 milyonun insanın konuştuğu bir dildir.
Türkçede Arapça, Farsça, Fransızca vs. dillerden geçmiş kelimeler bulunurken,
Türkçeden; Arapçaya, Farsçaya, Boşnakçaya, Yunancaya, Sırpçaya, Ermeniceye, İbraniceye, Bulgarcaya, İngilizce, Fransızca gibi dillere de geçen birçok kelime olmuştur.
Osmanlı döneminden beri geleneksel bir hâl alan Türkçe yazı dili, İstanbul ağzından temel almıştır. Bu ağzın özellikleri, yazı dili olarak klasikleşmiştir.
Türkçenin Anadolu'da kullanılmasında öncülük eden beylerden Karamanoğlu Mehmet Bey'in fermanı önemlidir. Beyliğinde fermanı şöyledir:
Kosova ve Irak'ın ise tanınmış resmî bölgesel dilidir.
Bugün Türk dilinin birçok lehçesi vardır. Türkçe temelde iki ağız bölgesine ayrılır:
Anadolu ağızları ve Rumeli ağızları. Anadolu ağızları, Anadolu toprakları ve civarındaki
Türkçe ağızlarını kapsar, Rumeli ağızları Balkanlar’daki Türkçe ağızlarını kapsar.
Alfabe
Türkiye'de Türk Dil Kurumu, Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla bağımsız bir kurum olarak kurulmuştur.
Türk Dil Kurumu dilin yalınlaşması,
Türkçe ile ilgili bilimsel araştırmaların yapılması, yabancı kökenli sözcüklerin değiştirilmesi ile ilgili çalışmalar yapmıştır.
Ancak 1983'te çıkarılan bir yasayla Türk Dil Kurumu, Atatürk'ün vasiyetine karşın kapatılarak aynı ad altında Başbakanlığa bağlı bir devlet dairesi kurulmuştur.
Orhun Yazıtları gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üsluplarıyla Türk dili ve edebiyatının ve tarihinin şahaserleri arasında yer almaktadır.
Bu dönemden günümüze ulaşan Türk destanları arasında Yaratılış, Saka, Oğuz Kağan, Göktürk, Uygur, Manas destanları sayılabilir.
XIV. asırda yazıya geçirilen "Dede Korkut Kitabı" destan döneminin hatıralarını saklayan, gerek muhteva gerekse dil ve üslup mükemmeliyeti bakımından önem arz eder.
Türk edebiyatının tarihi yaklaşık 1500 yıl öncesine dayanmaktadır.
Bilinen en eski Türk yazıları 8. yüzyıldan kalma Orta Moğolistan'daki Orhun Irmağı vadisinde bulunan Orhun Yazıtları'dır.
Türklerin İslam'ı kabul ettikten sonraki edebiyat metinleri şiir, nesir, lügatler, fıkıh eserleri, peygamberler tarihi, şecere türü yapıtlardır.
15. yüzyılda Dede Korkut Kitabı ile devam eden destan türüne ek olarak, mektuplar, menakıplar, tarihler, tezkireler nesir türünün biçimleridir.
Türk halk edebiyatı, âşık ve tekke kollarıyla eski çağlardan beri süregelir. Halk edebiyatının bilmece, destan, masal, efsane, hikâye, atasözü, fıkra, menkıbe, deyim, oyun biçimleri vardır.
Tekke edebiyatının nefes, ayin, ilahi, naat, mevlit, münacat kalıplarıyla gelen kolları günümüze ulaşmıştır.
Halk edebiyatı yanında klasik edebiyat denilen Divan edebiyatı gelişmiştir.
Batı'da roman türünün yaygınlaşmasıyla Türk edebiyatı da telif ve tercümelerle 1800'lerden başlayarak bu yöne eğilmiştir.
Halk diliyle yazan ve Genç Kalemler dergisinde toplanan yazarlar eserlerinde Türklüğü, vatanı, kurtuluş mücadelesini anlatmışlar; kendilerinden önceki bireye dönük Edebiyat-ı
Âşık ve tekke edebiyatı, modernleşmenin etkisiyle gücünü kaybetmiştir.
Divan edebiyatından ise Dil Devrimi, Türkçenin ön plana çıkarılması ve değişen edebiyat akımlarıyla, Osmanlı'ya ait bir tür olarak vazgeçilmiştir.
Modern Türk edebiyatı öykü, roman, eleştiri, deneme, şiir ve tiyatro eseleri gibi hemen her türde örnekler içermektedir.
Genellikle modernist bir çizgide seyretmekte olsa da postmodernizmin etkileri de yoğun olarak görülmektedir.
Müzik
Türk müziği, Türklerin yüzlerce yıldan beri geliştirdikleri, bugünkü özellikleri Selçuklu ve Osmanlı döneminde belirginleşen müziktir.
Musiki, Osmanlı döneminde halk ve üst kültür çevrelerinde birbiriyle ilişkili, fakat karakterleri farklı iki ana dal olarak gelişmiştir.
Osmanlı'nın son dönemindeki modernleşme hareketleriyle Batı etkisi görülmeye başlanmış, bu etki Cumhuriyet döneminde daha da artmıştır.
Türklerin İslamiyet'i kabullerinden çok önce dinî törenleri yöneten şaman, kam ya da baksı, elinde belirli sesler çıkaran demir parçalarının bağlı bulunduğu bir değnekle topluluğu etkiliyordu.
Eski Türk hakanlarının saraylarında ve ordugâhlarında musiki takımları 9 kök denilen eserleri her gün çalardı.
Geleneksel Türk Müziği
Halk müziği ve Klasik Türk müziği arasında çok önemli bir bağ vardır. Nitekim türkülerin pek çoğunda klasik musiki makamları kullanılmıştır.
Aynı şekilde, türkü, köçekçe, oyun havası, sirto, vb. halk musikisi formları klasik Türk musikisinde kullanılmıştır. İsmail Dede Efendi, Şakir Ağa, Şevki Bey gibi büyük klasik musiki bestekârlarının hemen hepsinin halk musikisi formlarını kullandıkları gözlemlenir.
yalnız musiki sanatına değil musiki ilmine de büyük önem vermiştir.
Türk müziğinin Arap, Acem, eski Yunan ve Bizans asıllı olduğunu ileri sürenler vardır.
Ancak Klasik Türk müziği genel nitelikleri bakımından Türk asıllıdır.
Osmanlı uygarlığı her alanda büyük bir sentez geliştirdiği gibi,
Türk müziği potasında yerel pek çok renk bu müziğin parçası haline gelmiş ve bunun karşılığında da Osmanlı musikisi devletin kapsadığı topraklar ve ötesine büyük etkilerde bulunmuştur.
Türk Halk Müziği
Halk türkülerinin ölçülü olanına kırık hava, ölçüsüz olanına uzun hava denir. Uzun havalarAnadolu'nun değişik bölgelerinde “bozlak, türkmani, maya, hoyrat, divan, ağıt” gibi adlarla anılır. Bunlar genellikle Karacaoğlan, Emrah, Ruhsati, Sümmani ve daha birçok tanınmış halk ozanının deyişleri üzerine yakılmıştır.
Klasik Batı Müziği
Türkiye'de Cumhuriyet döneminde girişilen devrim hareketleri sanat konularına da yöneldi. Daha çok Klasik Batı müziğine önem verildi.
1924'te Ankara'da Musiki Muallim Mektebi kuruldu. Osmanlı sarayındaki müzik topluluğu başkente getirilerek Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası adıyla konserler vermesi sağlandı.
Popüler Müzik
1970'lerden sonra geniş halk kitlelerine hitap eden müziktir. Şu kategorilere ayrılır:
Türk edebiyatı şiir, hikâye, deneme, mizah, eleştiri dallarında eski ve yeni formatlarda dünya dillerine çevrilen eserler üretmektedir.
Sözlü edebiyat geleneği, dini edebiyat formunda yaygındır ve en meşhuru kandillerde okunan mevliddir.
Halk edebiyatında dünyaya Nasreddin Hoca tanıtılmış, halk danslarıyla ve seyirlik sanatlarla tarihi kültür yapıları yaşatılmıştırMimaride dinî yapılar anıtsaldır.
Resimde ve heykelde dinin etkisiyle gelişme olmamıştır, ancak minyatür ve süsleme sanatlarında olmuştur.
Türk sanatı çini, hat, ebru, seramik, tezhip ve halıcılıkta gelişmiştir. Müzik gerek sivil gerek askerî müzikte sanat müziğinden hafif müziğe çevrilir.
Dinî müzik Türk müziğinin önemli unsurudur. Halk müziği, klasik ve arabesk niteliktedir. Türk sanat müziği çağdaş bir sesle, hafif müzik klasik ve pop müzikle gelişmektedir.
Mimari
Erken dönem Anadolu Türk mimarisi Türk kavimlerinin Anadolu’ya göç etmeye başladığı dönem ile
Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu dönem arasındaki mimariyi inceler.
Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi mimarileri de özel bir önem arz etmektedir.
Türklerin çok değişik coğrafi koşullar, değişik kültür çevreleri içinde, uzun zaman aralığında oluşturduğu mimari eserler söz konusu edildiğinde,
Dünya ve olimpiyat dallarında uluslararası başarılar gösterilmektedir.
Türk Diasporası
Bu hesaplamalara Türkiye'de ya da daha önceden
Osmanlı bölgesi olan Irak, Suriye, Bulgaristan, Kıbrıs, Yunanistan, Makedonya ve Kosova'da yaşayan insanlar dahil edilmemiştir.
Türklerin genetiği
Türk Y-DNA haplogruplarına bakılırsa,Türkler'in %49,2'si E3b, G, J, I gibi
Avrupalı ve Yakın Doğulu haplogrupları taşırken,%36'sı L, N, K, C, Q, O, R1a ,R1b gibi Orta Asya kökenli haplogruplara sahip.
Ayrıca Türkler'in %1,5'u R2 ve H gibi Hint yarımadası kökenli haplogrupları taşımakta iken ,%1'i' de A, E3*, E3a gibi Afrika kökenli haplogruplara sahiptir.[kaynak belirtilmeli]
J1=9% - Arap Yarımadası insanları arasında
J2=24% - Güneydoğu Avrupa ve Güneybatı Asya halkları arasında
R1a=6.9% - Doğu Avrupalılar ve Orta Asyalılar arasında
I=5.3% - Orta Avrupalılar ve Balkan halkları arasında
R1b=14.7% -Orta Asya ve Batı Avrupalılar arasında
G=10.9% - Kafkas halkları arasında
E1b1b=11.3% - Balkan nüfusu arasında
N=3.8% - Sibirya ve Altay nüfusu arasında
T=2.5% - Akdeniz ve Güney Asya nüfus
K=4.5% - Asya nüfus arasında
L=4.2% -Hindistan ve Horasan nüfuslarında
Q=1.9% - Kuzey Altay nüfusunda
iGENEA'ya göre Türk Y-DNA'sı: G 28 %(İskit geni, Türk ve Kafkas halklarında görülür)
R1b 21 %(Batı Avrupalı Keltler ile bazı Orta Asyalılarda görülür)
J 16 %(Ortadoğu geni)
F 11 %(Uzakdoğu ve Orta Asya'da yaygındır)
K 11 %(Kuzey Afrika geni)
R1a 9 %(Kurgan geni,Türkler ve Slavlarda yaygındır) I2a 4 %(Nordik,Arnavut ve Cermenlerde görülür)
İsveçli Linnaeus (1735), “İri yapılı, beyaz tenli, güzel Osmanlı”yı, beyaz Kafkas ırkından -yani Avrupalı- saymıştı.
Fizyonomist Lavrater (1854)’e göre Türkler, Küçük Asya kanı ile Tatar (Mongoloid, sarı) ırkın maddi özelliklerinin melezi idi.
Blumenberg (1865), antropolojik sınıflamasına göre, Türkler beyaz ırktandı. Garn (1964),
Orta Asya steplerinin yerleşik ya da göçebe hayvancılarının fizik özelliklerini, doğal seçilim sonucu ortaya çıkan değişmelerle açıklamaya çalışır.
Hazar Denizi ile Pamir Yaylası arasını yurt edinmiş insanlar, ne tam beyaz ne de sarı idi, öteki ırklarla karışmış, zamanla değişikliğe uğramışlardı.
Wallois’e göre, Türk, Türk-Tatar veya Turan ırkının bazı fiziksel (görünür) beden özellikleri Moğol ırkına benzediği için, çoğu araştırmacılar,
Turanlıları sarı ırktan saymışlardı.
Oysa Turanlıları beyaz (Kafkas) ırkın Orta Asya’ya doğru uzanan dalı veya kolu saymak daha doğru olurdu.
Anadolu (Türk) ırkının %75 oranında Brakisefal, düz ince burunlu, kahverengi saçlı, sonuç olarak
"Dinarik" ile karışmış Alpli yani "Beyaz-Ari" olduğu sonucuna varmıştı.
Moğolların oranı % 5'ten azdı. Gerçi fenotipik (görünür) özellikler böyleydi; ama kan grupları gibi genotipik (laboratuvarda saptanan görünmez) bazı özellikler Türkler'in,
Sarı Asyalılarla, Beyaz Avrupalılar arasında bulunduğu görüşünü desteklemektedir.
2019 ve 2020'deki son çalışmalar, Doğu Asyalıları (Mongoloidler) karakterize eden benzersiz genleri ve DNA soylarını ortaya çıkardı.
Doğu Asya ile ilgili insanlar
Avrupalılardan ve Afrikalılardan açıkça ayırt edilebilir.
Atatürk’ün belki de en az bilinen yönlerinden biri antik gizemlere, okültizme ve ezoteriye olan merakıdır.
Gazinin emriyle
Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarından cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Türklük akımları üzerine yapılan araştırmalar derlendi.
Birçok bilim adamı ve araştırmacı bu alanda yeni çalışmalara başladı.
Yabancı bilim adamları davet edildi. 1930 yılında Türk tarih kurumu kuruldu.
Çalışmalar sonucu çok zengin kaynaklara ve bilgilere ulaşıldı.
Ancak Türklerin nereden geldiği sorusu yanıt bulamadı.
Konu yavaş yavaş gündemden düşerken eldeki kaynaklar ışığında
Atatürk bizzat kısa tezler hazırlıyor ve bunları yemeğe davet ettiği akademisyenlerle uzun uzadıya tartışıyordu.
İki hafta sonra Chruchward,
Ankara'ya gelerek Çankaya'da, Atatürk ve Tahsin Bey ile akşam yemeği yedi.
Chruchward, bu tabletleri nereden bulduğunu ,
50 yılını bu araştırmaya adadığını, tabletlerdeki dilin Antik Mayalara dayandığını,
M.Ö. 200.000 ila 70.000 yılları arasında
Pasifik'te yer alan Avustralya'dan biraz daha büyük
'Mu'
İsminde bir kıtadan bahsedildiğini ve kıtada yaşayanların yüksek bir medeniyete ulaştıktan sonra sel ya da tufanla battığının düşünüldüğünü
Atatürk'e iletti.
Bu görüşmeden sonra Atatürk, 60 kişilik bir heyet kurdurarak
Mu kıtası hakkındaki kitapların tercümesi emrini verdi
Bundan sonrasını Salih Bozok, hatıralarında şöyle anlatıyor:
Daha sonra Atatürk, Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi olarak atamış, ayrıca
TBMM bütçe kayıtlarından da anlaşıldığı üzere kendisine yüklü bir miktarda araştırma bütçesi tahsis etmişti.
Tahsin Bey'in elçilik vazifesindeki esas görevi Maya dilinin öz Türkçe'yle olan benzerliğini ve maya tabletlerini araştırmaktı.
Meksika'ya gitmesinden bir süre sonra
Etnografya Müzesi'nden bazı görevlileri yanına gönderdiler.
Ekibin araştırma sonucu,
3 ciltlik bir kitap haline getirilerek Atatürk'e sunuldu.
Kitaplarda; Maya , Aztek ve İnka uygarlıklarının kullandığı eşyaların,
Türklerin kullandığı eşyalara ne kadar çok benzediği, hatta davul ve kalkanlarında kullandıkları ay ve yıldızın
Türk bayrağındaki ay ve yıldızdan hiçbir farkı olmadığı açıkça kanıtlanıyordu
Ayrıca yüksek ücretler karşılığında
William Niven tarafından bulunan tabletlerden bir tanesi satın alınarak
Atatürk'e gönderildi.
Sonuç olarak Atatürk, akademik ve bilimsel delillerle desteklenen bir
Türk tarih tezi sunmuş ancak bunu kitaplaştırmaya ömrü yetmemiştir.
Teze göre şu sorulara net cevaplar veriliyordu:
"Türkler, Orta Asya'dan gelmişlerdi ancak Orta Asya'ya nereden ve nasıl gelmişlerdi?",
"Türklerin, Amerika kıtasının yerlileri olan Maya, Aztek ve İnka uygarlıkları ile olan tartışmasız benzerlikleri nasıl açıklanabilirdi?",
"Dünya tarihi nerede başlamıştı?",
"Orhun Yazıtları ve Maya tabletlerindeki benzerlikler nereden geliyordu?"
Bu arada bir dipnot olarak belirtelim,
Tahsin Bey'in soyadı ''Mayatepek''dir.
*
***
*********
*******************
********************************
''''''ÖNEMLİDİR'''''''
PAYLAŞIMLARIMIZ
GOOGLE VE DİĞER ARAMA MOTORUNDA YAYINLANMIŞ
ÇEŞİTLİ ÇALIŞMALARDAKİ ALINTILARDAN OLUŞMAKTADIR VE TAMAMEN BİZE İLGİNÇ GELEN KONULARIN
PAYLAŞIMINDA FAYDA SAĞLAYABİLECEĞİMİZ DÜŞÜNCESİNDEN HAREKETLE ORTAYA ÇIKMIŞTIR
VE
TİCARİ DEĞİLDİR..
BİLGİ AKTARIMLARIMIZDA SAKINCALI VEYA PAYLAŞIMI İSTENMEYEN ALINTILAR OLURSA UYARILDIĞIMIZDA PAYLAŞIMLARIMIZDAN ÇIKARILACAKTIR...!!