40 : ) BABİL KULESİ VE DİLİN TARİHÇESİ.....? / 22-08-2013

 

 

 

DİL'İN

TARİHÇESİ......?

 

Yaradılışta

Tüm İnsanlar

Aynı

DİL' İMİ 

Konuşuyordu ?

 

 

Pek çok efsanede ve kutsal kitaplarda adı geçen

BABİL  KULESİ

Yeryüzündeki ulusların ve onların konuşmakta olduğu binlerce dilin nasıl ortaya çıktığıyla ilgili bir inanış unsurudur:

İnsanlar, Tanrıya ulaşmak ve ona daha yakın olabilmek için, uyum içerisinde ve büyük bir istekle göğe yükselen bir kule inşa etmeye girişmişlerdir.

Kule, çok geçmeden yükselmeye başlamış ve bunu gören Tanrı, kuleyi inşa eden her insana ayrı bir dil vermiş, onları dünyanın dört bir tarafına savurmuştur.

İnsanlar birbirleriyle anlaşamadıkları için kulenin yapımı da durmuş ve dünya üzerinde çok sayıda ulus ve bu uluslara ait binlerce dil türemiştir.

Kulenin yüksekliğiyle ilgili bilgilere ise sıkça rastlanılmaz ve Yaratılış Kitabı da bu konuyla ilgili olarak herhangi bir şey aktarmaz;

Fakat geleneksel inanışta,

2500 metre

Uzunlukta olduğundan bahsedilir.

Yaratılış Kitabında, Kulenin yıkılışından bahsedilmese de Abydenus, Josephus gibi tarihçiler,

Tanrının şiddetli bir rüzgârla Kuleyi darmadağın ettiğini belirtirler.

Bazı anlatılardaysa Kulenin yıkılışının rüzgarla değil, selle gerçekleştiği aktarılır.

Kısacası Babil Kulesi, insanların tarihî dönemlerde dil olgusunun kökenine ve ulusların çeşitliliğine yönelik sorularına cevap veren bir inanıştır.

Farazî temellere dayanan bu inanış, ulusların ve onların dillerinin çeşitliliğini izâh etmeye çalışır. İnanış çeşitli efsane ve destan gibi anlatılarda yerini almıştır.

Babil’in şu ünlü asma bahçelerindeki zevk-ü sefadan dolayı Tanrının gazabı sanırdım bu binlerce dil oluşmasını…

Babillerin tanrı'ya ulaşmak için inşasına başladıkları kuledir babil kulesi.

 

Yapılış amacından dolayı çok yüksek olduğuna dair genel bir yanılgı söz konusudur. 

 

Abartı yükseklikte olmamakla beraber;

 

Kule, 

 

7 katlı

Bir ziggurat şeklindedir

Ve

Her katı tanrı'ya giden yolda

Bir aşamayı sembolize eder.

 

1. Kat taşı,


2. Kat ateşi,


3. Kat bitkileri,


4. Kat hayvanları,


5. Kat insanları,


6. Kat gökyüzünü, 


7. Kat da melekleri 

 

Sembolize eder. 

Bir insan ancak bütün bunları öğrenip anladıktan sonra,

 

Yani 7 basamağı sırayla çıktıktan sonra

 

Tanrı'ya ulaşabilir...

 

Babil Kulesi Efsanesi

 

Öncelikle bu konuda İncil’de geçen hikayenin asıl amacı insanın kusurluluğu ve tanrının kusursuzluğunu kıyaslarken bir yandan da

Dünyada şu anda birbirinden farklı yüzlerce dilin kökeninin nereden geldiğini göstermek amacıyla anlatılır.

Bu hikaye benzer şekilde Yahudiler tarafından da bilinir ve Tevrat üzerinde İncil’de olan gibi bir hikaye anlatılır.

Eğer Tevrat ve İncil’e göre cevaplayacak olursak cevap evet olacaktır çünkü

İncil Uzmanı Rev Lionel Fanthorpe tarafından İncil’de yazan hikaye anlatıldığı zaman

İlk defa insanların bu dünyadaki en mükemmel yapı için bir bütün gibi

Hareket ettiklerini ve tüm insanların yaradılışında aynı dili kullandığı ve böyle bir kule yapmaya başladıklarını,

Amaçlarınınsa cennete ulaşmak olduğu söylenir.

Ancak daha sonrasında tanrının cennetten gelerek insanların ne yaptığına bakmak istediği zaman

Bunu kabul etmez ve insanoğlunun güvenilmez olduğuna inanır ve onların dillerini bir anda değiştirerek birbirleriyle iletişim kuramamalarına neden olur.

İletişim kuramamaları sonrasında kule inşaatı yarım bırakılır ve dünyanın dört bir yanında dağılırlar.

Son olarak da bu hikaye Babil’in Laneti olarak bilinir.

“Bir kule yapmanın o dönemler için gayet normal olduğu düşünülüyor ancak

Tüm insanların tek bir dili konuşmasıysa günümüze bakılacak olursa gayet hayranlık uyandırıcı bir durum

 İncil Uzmanı Rev Lionel Fanthorpe

 

Babil Kulesi

Nedir ?

Babil Kulesi için kısaca yerel efsanelerde bahsi geçen tanrıya ulaşmak için inşa edilen kule diyebiliriz.

Babil Kulesi için Yahudi ve Hristiyanlara göre cennete uzanan köprü,

Kur-an içinse insanların kötülük ile iyilik arasında sınandığı imtihan edildiği yer olarak bilinmektedir.

Babil Kulesi için Kur-an, Tevrat ve İncil anlatımına göre çok farklı tanımlar içeriyor ancak buluştukları tek noktaysa isimdir.

Onun haricinde amacından konumuna kadar farklı bilgiler vermektedir.

 

Tanrı´ya Ulaşmak İçin İnşasına Başlanan Efsanevi Yapı: Babil Kulesi

 

David Rohl Kimdir ?

David Rohl daha henüz 12 yaşındayken Antik Mısır’da bulunan semboller üzerinde resimler çizmiş olup o yaşlarda bu konulara merak salmış bir kişidir.

Babil Kulesi üzerinde de yaptığı araştırma sonrasında kimin yönettiğinden asıl konumuna ve amacına kadar net bir bilgi veren kişi olmuştur.

Bunun sıradan bir geleneksel efsane olmadığını oldukça eski bir efsane olması nedeniyle en başta çok zor olarak görse de bu zorluk onu heyecanlandırdı.

Sonrasında ise yaptığı araştırma sonucunda insanlığın daha önceden tek konuştuğu dilin bulunmasına büyük katkı sağlayabilir.

Babil Kulesi Yapılma Sebebi Nedir ?

Dini kaynaklar incelendiği zaman çok doğaüstü olaylar gözükmesi nedeniyle Rohl bu konuda ortaya sadece 1 neden getirebiliyor ki o neden doğal afetler oluyor.

Bir sel felaketi olduğu iddia ediliyor çünkü

Eski Ahit’te Babil demek Babel anlamına geliyor ve bu kelimenin anlamı da “kargaşa ve karışıklık” anlamına gelmektedir.

Yüzyıllardır insanoğlunun göç ettiğini gittikleri yerde de dillerinde olan değişimleri ve değişikliklerin tarihi etkileyecek kadar yüksek olduğunu belirtiyor.

Bu durumu görmek için çok geriye gitmeye gerek kalmıyor. Günümüze yakın zamanlarda Özgürlük Heykeli bu duruma örnek gösterilebilir.

 

 

Dini Kitaplarda

Babil Kulesi

Neden Yer Alır ?


Dini kitaplarda Babil Kulesi için ayrı bir bilgi verilmemiştir sadece kitaplarda yaradılış hakkında bilgiler verilirken adı geçen bir yer olarak belirtilmiştir.

Yaradılış konusunda merak gidermek isteyenler olacağı için bu konuda bilgiler verilirken bu bilgiler

5 bin yıl öncesine kadar uzanıyor ve antik bir yer olarak bilinen Mezopotamya ‘ya kadar uzanıyor.

 

7.1 Kur-an

Musa, Firavun, Karun, Haman ve kerpiçten yapılan bir kule aynı hikayenin içinde buluşturulmaktadır.

Burada “Firavun’un bu kuleyi veziri olan Haman’a yaptırdığını ve tanrıyı görmesi için yapmasını istediği” Kasas suresinin 38.ayetinde açıklanmıştır.

Kur-an ayrıca Babil şehri için Bakara suresinin 102.ayetinde “Harut ve Marut isimli iki melek, insanları sihirle imtihan etmek için

Allah tarafından Babil’e gönderilirler.” bu şekilde bahseder.

 

7.2 Tevrat
Tevrat içersinde anlatılan hikayeyi Tekvin yani yaradılış kısmında bulabilirsiniz.

Burada Nuh’un oğulları Büyük Tufan sonrasında Sümer’e yerleşiyorlar ve burada bir şehir ve göklere doğru uzanan bir kule yapmak istiyorlar.

Yine benzer şekilde tanrı kendisine uzanmaya çalışanlara sinirlenerek dilleri değiştiriyor.

Kulenin yıkılışı konusunda Tevrat içersinde bilgi yoktur.

 

7.3 İncil

İncil için anlatılan hikayede “dünyadaki bütün insanları aynı dili konuştuğu ve aynı sözleri kullandığı” söyleniyor.

Doğuya doğru göçerken Şinar bölgesinde bir ovaya yerleştiklerini ve burada kentleşmeye başladıklarını ve bir de kule yapımına başlayarak

Cennete ulaşmak istedikleri belirtilir.

Tanrı ise bu durumu görmek için aşağıya indiği zaman insanların daha önce yaptıklarından dolayı

Güvenilmez olduğunu düşünür ve dillerini karıştırmaya karar verir. Daha sonrasında kulenin yapımı dilin karışmasından dolayı durur.

 

Tarihsel Bilgi Olarak Babil Kulesi

Tarihteyse bu kulenin Tanrı Marduk adına yapıldığı ve Sümerliler tarafından yapıldığı belirtilir.

Yazıyı bulan uygarlık olan Sümerliler için dil efsanesi olayı doğrulayıcı gözükmektedir.

Zamanımızdan tam 5 bin yıl önce kadar inşa edilen bu kule için verilen temel bilgilerde

“90 metre genişliğe ve 90 metre yüksekliğe sahip olan 7 katlı bir bina” olduğu söylenir.
Kuleninse nasıl o hale geldiği araştırılınca Babil’i işgal eden Tikulti-Ninurta,

Sargon, Sanherip ve Asurbanipal tarafından yıkıldığı belirtilir.

9.yy İslam tarihçilerinden olan El – Tabari tarafından yazılan

“Peygamberler ve Krallar Tarihi”

Adındaki eserde Kule’nin Nemrut tarafından inşa ettirildiğini ve Allah’ın bu kuleyi yıktığını ve o zamana kadar aynı dili konuşan

İnsanların da dilini 72’ye ayırdığını açıklar.

 

Babil Kulesi

Dil Efsanesi Doğru mudur ?

 

Adı tam olarak Babil Kulesi olarak bilinmese de Erıdu adındaki yani

Ziggurat olarak da bilebileceğiniz kulenin kendisidir diyebiliriz.

En sonunda İncil üzerinden tespit edilene göre bu kulenin yeri Güney Irak’ta Eridu olarak bilinen yerdir.

Arkeologlar tarafından çalışmalar gerçekleştiriliyor.

Tanrı'ya Ulaşmak İçin İnşasına Başlanan Efsanevi Yapı:

Babil Kulesi

tevrat ve incil'de babil kulesi hikayesi kibir temeli üzerine anlatılır

insanlar, tanrı'ya ulaşmak için kule yapmaya başlarlar. kavmin bu kibri tanrı'yı kızdırır ve kule son katına gelince tanrı,

oradakilerin hepsine ayrı bir dil vererek birbirleriyle olan iletişimlerini kesmek sureti ile kule yapımını durdurur.

işçiler de dünyanın dört bir yanına dağılarak dilleri yayma misyonunu yüklenirler.

"...

Ve

'''''''''Ademoğullarının yapmakta olduğu şehri ve kuleyi görmek için rab indi.

Onlar bir kavm, hepsinin tek dili var. gelin inelim,

Birbirlerinin dilini anlamasınlar diye onların dilini karıştıralım.

Rab onları oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar.

Bundan dolayı onun adına babıl dendi.'''''''

 

(tevrat, tekvin; 11:1-9)

( El-tabari'ye göre de kulede çalışanlara

72 ayrı dil verilir.

Yalnız el tabari,

Kuleyi yıkanın allah değil,

Süleyman olduğunu yazar.)

 

 

kibir üzerine cezalandırma ya da kibirle verilen cezalar, zaten roma ve yunan mitolojisi'nde de sık karşılaşılan bir durumdur

misal; prometheus, tanrılardan öç almak için ilk erkek insanı yarattığı zaman, zeus da pandora'yı yaratır ve prometheus'u zincire vururlar.

Veyahut sisyphus'un cezalandırılma şekli de yunan mitolojisi'ndeki tanrıların ne kadar kibirli olduklarına dair güzel bir örnektir.

Anlatıya göre sisyphus, zeus'u ele verdiği zaman, zeus ilk önce ölüm meleği thanatos'u devreye sokar.

Fakat sisyphus, thanatos'u zincire vurur. bunun üzerine de sonsuza dek taş/kaya yuvarlama cezasına çarptırılır. 

yine anlatıya göre, bir kayayı dağın tepesine kadar yuvarlayarak çıkaracak, sonuna geldiğinde kaya aşağı yuvarlanacaktır.

Sonra tekrar en tepeye kadar taşıyacak ve tekrar aşağı yuvarlanacaktır.

Bu, sonsuza kadar devam edecektir. normalde birbirlerine çocuk yahnisi sunarak intikam alan oluşumların

Böyle kibirli cezalara baş vurmalarını görmek de kibrin ne menem bir şey olduğunu anlatan güzel bir örnektir. 

 

 

kibir, diğer ibrahimi dinlerde olduğu gibi, islamiyet'te de çokça anlatılan bir şeydir zaten. 

 

kuran'da birçok ayette insanlar kibirli olmamaları konusunda uyarılmıştır.

 

hatta yine islamiyet'e göre, tarihte işlenilen ilk cinayet, kıskançlık ve kibir yüzünden işlenmiştir. şeytan'ın hz.adem'e secde etmemesinin sebebi de kibridir.

 

Dil veya Lîsan

 

 insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak

Bu kurallar içerisinde gelişen canlı bir varlık, temeli tarihin bilinmeyen dönemlerinde atılmış

Bir gizli anlaşmalar düzeni, seslerden örülmüş toplumsal bir kurumdur.

Dil, birbirleriyle yakın ilişkili iki farklı tanımın kullanımını belirtir.

Tekil anlamda dil, genel bir olgudur veya mesela 

Almanca veya Çince gibi somut bir dili ifade eder. Burada dil genel anlamda bir olgu olarak ele alınmaktadır.

Dil, iki farklı görüş açısı altında tanımlanabilir:

İnsanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan bir araç olarak tanımlanabilir.

Bu bağlamda dil, kelimelerden oluşan, yani vücut dili gibi sözlü olmayan iletişim biçimlerinin

Yanı sıra insanların en etkili iletişim şekli olan sözlü iletişimi tanımlar.

Dil, ses dalgaları aracılığıyla akustik olarak ve kelimeler aracılığıyla veya işaret dilinde olduğu gibi işaretler aracılığıyla görsel olarak aktarılır

(“İşaret dili” ile karşılaştırınız).

Ayrıca dokunma vasıtasıyla dokunsal işaretlerle veya normlar aracılığıyla aktarılır.

Birbirlerini görmeyen ve duymayan insanlar arasında yazı ile bir iletişim mümkündür

(“Yazı dili” ile kıyaslayınız. Konuşma dilinin ve yazı dilinin tanımları).

Dil, anlambilimsel bilgiler içeren bir kelime hazinesine sahiptir ve dilin, kelimelerin birbirleriyle ilişki kurmasını sağlayan bir dil bilgisi yapısı vardır.

Bir dilin en küçük parçası kelime, jest veya seslenmedir.

Konuşmacıda olan hemen hemen aynı bilgi dinleyicide de olduğuna güvenilirse etkili bir iletişim sağlanmış olur.

Bu bakımdan kelimeler bilinçli olarak seçilmiş sembollerdir ve aynı şekilde istence bağlı düşüncelerdir.

Örnek olarak Edward Sapir’in dil tanımı şu şekildedir (1921):

“Dil; duyguların, düşüncelerin ve isteklerin serbestçe oluşturulmuş semboller sistemi aracılığıyla aktarılması için ayrıcalıklı olarak insanlara özgü,

içgüdüsel olmayan bir yöntemdir. ”Mutlak anlamda dil, düşüncenin ve Dünya görüşünün iletişim aracı olarak tanımlanır.

İlk olarak Wilhelm von Humboldt’un yaptığı gibi bu tanım,

Dilin insanların bütün karmaşık etkinlikleri ve düşünce süreçleri için vazgeçilmez olduğu gerçeğinden yola çıkmaktadır.

Dil insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan tamamlayıcı bir araç değildir, aksine

Dünya'daki nesnelerin ve olguların algıları da dilsel olarak oluşturulur.

Nesneler ve durumlar Dünya'nın dilsel olarak kavranışı sayesinde anlamsal bağlamlara dönüşürler.

Bu anlamsal bağlamlar olmadan insanlar için Dünya'da bir yol bulma olanağı mümkün olmazdı.

O hâlde insan ilk olarak anlamsal sayılan bir Dünya'da hayvan gibi yaşamamıştır.

İnsanlar bu Dünya üzerinde başlangıçta bütünleyici olarak ve zaman zaman dil aracılığıyla anlaşmıştır, hatta dil ile iç içe yaşamıştır.

Bu, nesnelerin her zaman dilsel bir bağlamda bulunduğu insanın var olmasını ifade eder.

Bu yaklaşım da dilin olgusu karşısında bir iletişim aracı olarak bulunur. (Martin Heidegger, Ernst Cassirer, Hans-Georg Gadamer).

Ayrıca dilin gösterge bilimiyle (işaret bilimi) bağlantılı olan tanımı da önemlidir.

Bu gelenekten sonra Ferdinand de Saussure, dili bir göstergeler sistemi olarak tasarlamıştır ve bu dil göstergesini telaffuzun

(signifiant = gösteren) ve fikrin (signifié = gösterilen) zorunlu ilişkisi olarak hatta zihinsel bir şeyler olarak ifade etmiştir.

Dil, kuşaklar arasında ve aktüel durumda insanlığın kullandığı bağdır. Bu bağ kültürün taşıyıcısıdır.

Bundan dolayıdır ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkileyen iki olgudur.

Bu iki olgudan herhangi birinde olan değişiklik diğerini de etkiler.

Bu da doğal bir süreklilik ve tabii olma durumunu doğurur. Dil, toplumda var olan bir gerçekliktir.

Onun için toplum örnekleminde bulunan unsurların benimsemesi olmadan bir dile dışarıdan etki etmek zordur.

 

Genel anlamıyla dil

Dilin tanımı

 

Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir araçtır; dil kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlıktır.

Dil bir milleti birleştiren, koruyan ve o milletin ortak malı olan sosyal bir müessesedir.

Dil yüzyıllar boyu gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurumdur.

Dil seslerden örülmüş bir ağ niteliğindedir. Dil temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir sistemdir.

Dil diğer insanlarla bütün ilişkilerimizde bize aracılık eder ve sosyal bağlarımızı düzenleyen bir araç olarak hayatımızın her safhasında bizlerin yanında bulunur.

Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde ve her yerde dil ile iç içe yaşarız.

Dil doğuştan bilinemez. İnsan ilk aylarda ağlamalar, taklitler, birtakım hareketlerle anlaşma sağlamaya çalışır.

Çocuk içinde yaşadığı topluluğun anadilini uzun bir sürede öğrenir.

Daha sonra kulağına gelen seslerin belli kavramlara, hareketlere, varlıklara karşılık olduğunu anlamaya başlayarak dil öğrenimine adım atar.

Dil her zaman insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

İnsan zekâsının ve insanda sınırsız olan duygu ve düşünce kabiliyetinin sonuçları insanın kendi benliğinin dışına ancak dil ile aktarılabilir.

Bu bakımdan dil ile düşünce iç içedir. İnsan dil ile düşünür ve yaşar.

Dilin gelişmesi düşünceye, düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır. Çeşitli medeniyetlerin meydana gelmesini sağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur.

 

Dilin bilimsel tanımı

Dilin bilimsel tanımı, 19. yüzyılda Ferdinand de Saussure gibi dil bilimcilerin çalışmalarıyla çağdaş genel dil biliminin kurulmasından sonra yapılabilmiştir.

Dil temelde, bir kavram ile o sesin zihindeki karşılığının birbirine bağlanmasından doğar.

Bu bağlanma, doğal ve zorunlu değildir. Mesela; "köpek" kavramı için İngilizler “dog” sesini kullanırken,

Almanlar “Hund” sesini, Fransızlar “chien” sesini kullanırlar.

Bununla birlikte, kavram-ses imgesi bağının aynı toplumun bireyleri için zorunlu olması gerekmektedir; yoksa toplumsal anlaşma sağlanamaz.

İnsan dilini bütün hayvan dillerinden ayıran iki temel özellik bulunmaktadır.

Öncelikle insan dili, hayvan dilleri gibi kalıtım yoluyla elde edilmez, aksine insan dili toplumsal çevre içinde öğrenim yoluyla elde edilir.

Kuşaktan kuşağa farklı koşullar içinde gerçekleşen bu öğrenim sürecinde dilin de değişikliğe uğraması mümkündür.

İnsan dilinin çeşitliliğine karşın hayvan dillerinin değişmezliği, bu iki dil edinimi arasındaki farkın bir sonucudur.

İkinci olarak, insan dilinin öğeleri olan göstergelerin son derece küçük parçalara ayrılabilmesi mümkündür.

Bu küçük parçaların değişik biçimlerde birleştirilmesiyle yeni dil öğeleri, yeni anlamlar, yeni kelimeler meydana gelir.

Hayvan dillerinde böyle bir bölünme ve eklemlenme özelliği söz konusu değildir.

Kısaca söylemek gerekirse, dil toplumsal yaşamın hem ifadesi, hem de varlık koşulu durumundadır; hem sonuçtur, hem de nedendir.

 

Dilin doğuşu

Dilin nasıl oluştuğunu kesin olarak bilebilmenin bir yolu yoktur.

İzleri yarım milyon yıl öncesine kadar dayanan insan yaşamına bakıldığında insanların bu işi nasıl geliştirdiklerine dair bir kanıt bulunamamıştır.

Bu kanıt boşluğunda birçok teori ortaya atılmıştır.

 

1) Yansıma Teorisi: 

İlk insanlar, çevrelerindeki sesleri taklit ederek ilkel dilleri oluşturmuşlardır.

Modern bütün dillerde doğal ses yansımalarına karşılık gelen kelimeler bulunmaktadır.

Bu da yansıma teorisini desteklemektedir. Türkçede Vızıltı, mırıltı, fısıltı, gürültü, çatırtı, patırtı, havlama, horlama gibi kelimeler yansıma kelimelerdir.

Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayan kelimelerin oluşumunu bu teori ile açıklamak zordur.

 

2) Ünlemler Teorisi:

İlk insanlar; korkularını, acılarını, sevinçlerini, ruh hâllerini dışa vuran sesler oluşturmuşlar ve böylece dil oluşmuştur.

 

3) Birlikte İş Teorisi:

İlk insanlar, işleri birlikte yapmaya başlamışlar ve birlikte tempo oluşturmuşlardır.

 

Dilin özellikleri

 

1) Dolayımsallık: 

Dil hem bir malzeme, hem de bir araçtır. İhtiyaç, duygu, düşünce v.s. bildirirken kullandığımız dil;

Kelime hazinesi, söz dizimi gibi ögelerle kendi malzemesini sunar.

2) Toplumsallık:

 Dillerin varoluşu toplumlarla mümkündür. Diğer bir deyişle dil, toplumsallığın, birlikte yaşayışın bir sonucudur.

3) Bireysellik:

 Dilleri geliştiren, zenginleştiren, bu dili konuşan "insan" faktörüdür ve dili kullanma "tarzları" bireylerde farklılık gösterebilir.

4) Göstergesellik:

 Ses boyutu ve içerik boyutu olarak ikiye ayrılabilir. Ses boyutu gösteren, içerik boyutuysa gösterilendir.

5) İletişimsellik: 

Diller, iletişim ihtiyacını gidermek için önemlidir.

6) Ereksellik:

 Diller, çeşitli ihtiyaçların bildirilmesi için önemlidir.

7) Süreçsellik: 

Diller süreç içerisinde zenginleşebilir veya yok olabilir. Dilin canlılığı, bu süreçle doğrudan ilgilidir.

8) Birikimlilik: 

Diller birikimlidir. Yüzyıllar öncesinde kullanılan söz dizimleri, kurallar üzerine yenileri eklenerek zenginleşir.

 

Dilin belirleyici özellikleri

Bir dildeki konuşma dili ve yazı dili o dil sisteminin çeşitlenişleridir.

Her şeyden önce konuşma dilimiz, yazı dilinin morfolojik ve sözdizimsel kurallarına dayanır.

Bu durumların çoğunluğunda kuralların bazılarının dil bilgisi ve sözdizimsel açıdan yerine getirilmesi göze çarpmaktadır. 

Özne, yüklem ve nesne gibi belirli standartlaşmış kelime sıralamalarına uyulur.

Ama konuşma dili başka koşullar altında meydana geldiği için bir dizi kendine özgü özellik durumları söz konusu olmaktadır.

Bu özellik durumları doğal dil edinimi ile öğrenilir ve konuşma süreci esnasında bilinçli olarak algılanamaz.

Bu özellikler, özellikle dilsel durumun algılanmasına bağlıdır.

Sesbilimsel anlama, nüanslamanın ve duyguların ifadesinin kendilerine özgü olabilirliklerini sunmaktadır.

Konuşma dili, kalıcılığı olmayan bir araçtır.

Bundan dolayı konuşmacı tarafında kısıtlı bir öngörü kapasitesi ve devam eden iletişimdeki katkıyı sağlamlaştırma zorunluluğu doğmaktadır.

Bu durum ara vermeksizin konuşma hakkı kaybedilmeden gerçekleştirilir.

Ayrıca anlama ve anlaşılır olma konusunda başka talepler olacaktır.

Bu talepler zaman baskısı olmaksızın kaleme alınmış ve keyfi olarak sık sık okunabilen yazılı metinler olabilir.

Kendiliğinden oluşan bir dil karşılıklı iletişime dayalıdır.

Dinleyici, konuşmacının katkılarının gerçekleşmesine geri bildirimler aracılığıyla

Sanki konuşmacının kendisiymiş gibi katılır, mesela bu geri bildirimler “hımm” gibi ünlemler veya mimikler olabilir.

Konuşmacının yaşı, sosyal statüsü, cinsiyeti, lehçe bölgesi, tutumu ve davranışı gibi durumlarda iletişim için

“Konuşma durumu” büyük oranda etkilidir.

Buradaki “konuşma durumu” hangi bağlamda kim ile konuşulduğunu ifade eder.

Birçok sözlü açıklama, sözlü olmayan eylemler ve ortak tecrübeler üzerine uyarılar aracılığıyla arttırılabilir. [2]

“Algısal çerçeve” ve düzeltim olgusu

Konuşmacı sadece kısıtlı bir öngörü kapasitesine sahiptir.

Zamansal çerçeve yaklaşık olarak 3 saniye içerisinde harekete geçebilir. 

Sinir sistemi ve beyin araştırmacısı ve biçim ruhbilimcisi 

Ernst Pöppel bu noktada bir “algısal çerçeve”den söz etmektedir.

Bu “algısal çerçeve” içerisinde dürtülerin bütünleşmesi meydana gelebilir.

Konuşma esnasında yardımcı olan ve zamansal olarak ardı ardına gelen bilgiler eşzamanlı olarak algılanabilir.

Bu zaman çerçevesinde nadiren bir cümle “nokta ve virgül” ile ayrılır.

Bu durumdan, az da olsa güzel konuşma sanatı olan retorik bakımından eğitimli ve büyük bir ifade repertuvarına sahip bazı insanları ayrı tutmak gerekir.

Genellikle konuşmacının görüşlerinin başlangıcında kesin bir sözdizimsel yapı mevcut değildir.

Bu yüzden çoğunlukla, önceden başlatılan dillerin yarıda bırakılması için bir zorunluluk ortaya çıkar.

Düşünceler yeniden bir başlangıç için yeniden yapılandırılır veya var olan yapılar

“konuşma sırasında düşüncelerin kademe kademe üretilmesi”nin (Heinrich von Kleist) doğruluğu konuşulabilsin diye bir başka yapıya dönüştürülür.

Sözlü bir ifade yazı dilinin aksine düzeltmeler aracılıyla bile geri alınamayabilir ama dil üretiminin yolu yeniden izlenebilir.

Sık sık artık bilgiler söz konusu olduğundan düzeltmeler de önemli bir amacı yerine getirir.

Bu amaçlar, anlamlılık oluşturma, açıklama ve niteliklerin belirtilmesi, içeriksel olarak zayıflama veya uzak kalmadır.

Kendiliğinden düzeltme, yani onarım anlayış güvencesine ve nadiren de görünüm güvencesine hizmet eder.

Düzenlilikler, “Zifonun/Hoffmann/Strecker“ (1997:443ff.) gibi araştırmacılarda tasvir edilir.

İletişim arkadaşınız tarafından bir dinleyici sinyali aracılığıyla, şüpheli bir bakış veya baş sallama gibi

Sözlü olmayan etkenlerle ve basit şekilde bâzı sinyallerin gerçekleşmemesiyle düzensizlikler ortaya çıkabilir.

Telefon etmede bilinen bir olay dinleyicinin sinyallerinin “hımm”, “evet” gibi kelimelerle ahize sinyallerinin bastırılmasıdır. Bu, kısa bir süre meydana gelir.

 

Dilin iletişimsel unsuru olarak

sınıflandırma işaretleri

 

Linguistik’te, “iletişimsel – edimsel dönüm noktası” edimsel ve sosyolinguistik teorilerinin etkisi altında ortaya çıktığında

70’li yılların başlarında konuşma dilinin yazı dili karşısındaki özellikleri eski haline getirildi.

Psikolog ve filozof Paul Watzlawick’ın ekibinin iletişim teorisi de bu konuda büyük bir rol oynamaktadır.

Bu teoriye göre her iletişim, içerik yönünün ve ilişki yönünün bir birimini ifade eder.

Bir anlayış zamanla dil bilimine de kapılarını kapatmamalı.

Konuşma metinleri yazılmadan önce sıkıntı verici olarak bilinen ve düzenli olarak yok edildikten

Sonra iletişimsel unsur olarak ifade edilen özel sınıflandırma işaretleri mevcuttu.

 Sesleri temsil eden “ah”, “oh”, “yani”, ve “değil mi?” gibi leksikal (kelimesel) dinleyici ve konuşmacı işaretleri

Sözlü iletişimde bir ifadenin daha küçük birimlere bölünmesini mümkün olmasını sağlar.

Ayrıca bu işaretler, konuşmacı ve dinleyici arasındaki ilişkiyi konuşmanın kabulü bakımından ve konuşma hakkının güvenliğinin düzenlenmesini belirler.

Bu leksikal sınıflandırma işaretlerinin ve içeriksel konuyla ilgili sınıflandırmanın yanı sıra özellikle prosodisch (bürünsel) unsurlar vardır.

Bunlar; ses alçalması ve ses yükselmesi, dolu veya boş molalardır.

Bu molalar, konuşmacının katkılarının içsel sınıflandırılmasının daha küçük iletişimsel birimler oluşturmasına yol açar.

Birçok psikoterapik eğilimler “mecazi konuşmaları” eleştirmektedir.

Konuşma başlangıçlarında kullanılan “şunu demek istiyorum…”, “düşünüyorum ki…” gibi süslü püslü ama

Boş olan sözlerin neyi ilgilendirdiğini eleştiri noktası olarak görmektedir.

Çoğunlukla böyle boş sözlerin içerikle ilgili imalı bir kullanımının söz konusu olmadığı burada belirtilmelidir.

Ancak konuşma hakkının savunulması çabası devam etmeli.

Aynı zamanda bilginin aktarımı sırasında konuşma hakkı güvenceye alınabilsin diye ifadenin gereksiz kısmı başta bulunmalı.

Daha uzun bir dikkat gerektiren hikâye, öykü gibi türlerde “fıkra belirtileri” diye adlandırılan şu giriş cümleleri kullanılır:

“Dün bana ne olduğunu biliyor musun?”, “Olanları duydun mu?” v.s.

Burada konuşmacı, dinleyicisinin eğilimini hesaba kattığını ve sözü dinleyicisine bırakmak için geniş bir zaman verdiğini gösteriyor.

Bazen yanlış bir işaret ile rahatsız edici bir iletişimin temeli oluşur.

Arkadaş çevresinde cümlesine “Dikkat et…” şeklinde başlayan bir kişi, başkaları tarafından yanlış anlaşılabilir. “Dikkatli olunuz!” boş

sözü belki bir tehdit veya belki de bir nasihat olarak hissedilebilir.

 

Dillerin sınıflandırılması 

Doğal diller

 
 
 
 
 

Beyinde dil sürecinde devreye giren kısımlar

 

İnsanlar tarafından konuşulan bir dil veya tarihi ve art zamanı bulunan bir dil olan işaret dili 

Linguistik çerçevesinde doğal dil olarak tanımlanır.

Bilişimsel dil bilimi içerisinde

“doğal bir dilin”

karakteristik özelliği, dilsel bir konuşma sistemi yeterliliği ve dilsel ifadeleri benimsemek olarak tanımlanır.

Bu ifadeler tam bir cümleden oluşmalıdır ve tek bir cümleden birçok anlam çıkarılmalıdır.

Bunun yanı sıra “doğal dilleri anlama” ve “karşılıklı ses verme” arasında fark vardır.

Her bir sözcüğün ve tonların anlaşılması sınırlıdır.

Dilin ve dil kullanımının bütün yönleriyle ve tek tek somut diller ile uğraşan bilim dalı Linguistik veya dil bilimidir.

Bunun yanı sıra, genel dil bilimi insana özgü dilleri bir sistem olarak araştırır, ayrıca dilin genel ilkelerini,

kurallarını ve koşullarını araştırır.

Uygulamalı dil bilimi, dilin somut kullanımı bağlamında ortaya çıkan konuları ele alır.

Tarihî dil bilimi, dillerin tarihî gelişimini ve genetik akrabalıklarını araştırır,

Bunu genel anlamda dil değişimi gibi tek tek dillerin öğelerinin tarihini göz önünde bulundurarak yapar. 

Karşılaştırmalı dil bilimi, diller arasındaki farklılıkları ve ortak özellikleri araştırarak elde eder ve bunları belirli kriterlere göre sınıflandırır.

Ayrıca dil önermelerini yani bütün dillerde veya birçok dilde ortak olan özellikleri araştırarak ortaya çıkarmaya çalışır.

Doğal diller, özellikle yapısal ve kelimeyle ilgili anlaşılmazlıklar ve belirsizlikler bakımından doğal olmayan dillerden farklıdır.

Bu doğal olmayan dillere programlama dilleri örnek gösterilebilir.

Böyle bir tanımlamaya göre Esperanto gibi yapay diller doğal olmayan dil olarak sınıflandırılır, çünkü bu gibi dillerin bağımsız tarihi bir gelişimi söz konusu değildir.

Doğal diller de yapay diller de jest, mimik ve iletişimdeki ton değişimleri için ses melodisi gibi aksan ve şiveleri kullanır.

Dil biliminin içinde, dilin özel yönleriyle uğraşan çok sayıda büyük ve küçük alanlar vardır.

Bunlar; dil ve düşünce, dil ve gerçeklik veya dil ve kültür arasındaki ilişki ile sözlü ve yazılı dillerdir.

İnsanlığın ana dili üzerine varsayımlar özellikle kurgusaldır, söylentiye dayanır; bu paleo dil bilimi alanın araştırma konusudur.

Dilin kullanımı, kural değeri taşıyan bakış açıları altında sözlüklerde (imla kılavuzlarında, yazı biçimi sözlüklerinde) ve dil bilgisi kullanımlarında tanımlanır.

Belirli dil bilimsel alanların yanı sıra, dilin etkisini, yaratıcı gelişimini ve anlamını yoğun olarak özellikle açıklayan bilimsel alanlar vardır.

Bu alanlara; söz sanatlarını inceleme bilgisi (retorik), edebiyat bilimi, hem felsefenin hem de dil bilimininin alt alanı olarak dil felsefesi ve etnoloji dâhildir.

 

Biçimsel diller

Doğal dillerin aksine şeklî diller mantık ve kitle öğreniminin araçlarıyla tanımlanabilir (temel ifadelerin sayılabilir çokluğu, düzyazı kuralları, biçim olarak güzel ifadeler).

Biçimsel mantığın tanımlama ilkeleri de doğal dilleri kullanır; bu alandaki öncü çalışmaları

Amerikan Mantıkçı Richard Montague yapmıştır. Tamamıyla bir yeniden oluşturma elbette mümkün değildir.

Çünkü mantık da doğal dillerden türemiştir. Sonuç olarak doğal dillerdeki her şeyi kararlaştırmak zorundayız

(Ludwig Wittgenstein).

 

Tek tek diller

Dil, özel anlamda Almanca, Japonca veya Svahili dili (asıl adıyla Kiswahili, Doğu Afrika'da kullanılan bir dildir) gibi belirli tek tek dilleri belirtir.

İnsanlığın sözlü dilleri, dil aileleri içerisindeki genetik akrabalıklarına göre sınıflandırılır;

Bu sınıflandırma dil kodlamaları aracılığıyla her ayrı dile göre uluslararası alanda ISO 639”a göre yapılır

(ISO=Uluslararası Standart Organizasyonu 639 standartlarına göre).

2005 yılında yayımlanan “National Geographic” dergisine göre Dünya genelinde 6912 dil aktif olarak kullanılmaktadır.

Fakat günümüzde var olan aşağı yukarı 6500 dilin neredeyse yarısından fazlası yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır,

Çünkü bu diller artık ya hiç konuşulmuyor ya da artık yeni nesillere aktarılmıyorlar.

Bu durum muhtemelen, günümüzde halen var olan dillerin büyük bir kısmının önümüzdeki

100 yıl içerisinde yok olmasına sebep olacaktır.

Toplum, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillerle ilgilenmeyi ve insanlığın mirası kabul edilen bâzı dilleri belgelendirmeyi destekliyor.

Ayrıca bu dillerin, üzerinde çalışılan özellikleri vasıtasıyla sınıflandırılmasını da destekliyor.

Dil yaşayan bir canlıdır. Dil doğar, zaman içerisinde değişir ve tekrar yok olur gider, ama bu yok oluş biyolojik anlamda değildir,

Aksine gelecek kuşaklara aktarılma anlamında bir yok oluştur; burada canlı olma, işlevlerin çeşitliliği için mevcuttur.

Günlük hayatta artık kullanılmayan yani ölü diller olarak kabul edilen diller kendi yerlerini alan dillerde izlerini bırakırlar;

Mesela Romen dillerinde (İtalyanca, Fransızca, Rumence v.s.)

Ve

Diğer başka dillerde de çoğunlukla dilsel ifadelerin alınması yoluyla Latincenin izleri görülür.

Diller, kökenlerine göre etnik diller ve yapay diller diye sınıflandırılırlar.

Bir etnik dil veya halk dili, mesela bir kök dil

Peru ve Bolivya arasındaki Titikaka (Titicaca) gölü kıyısındaki

“Aymara” olabilir.

Mesela bir yapay dil ise Martin Luther tarafından yapılan İncil tercümesi zamanındaki Almancadır,

Çünkü ondan önce çok sayıda, tamamen farklı

Almanca kök diller vardı ve bu kök diller de kelime hazinesinde birçok farklılıklar gösteriyordu.

En çok tanınan, kendine özgü ve çok yaygın bir yapay dil örneği

Esperantodur ama Esperanto Dünya dili olarak kabul edilmeye henüz çok uzaktır.

(Orijinal adı “Lingvo Internacia” olan “Esperanto”,

Kendini “Dr. Esperanto” olarak tanıtan

Polonyalı göz doktoru “Ludwik Lejzer Zamenhof” tarafından,

Farklı dilleri konuşan kişiler arasındaki iletişim zorluklarının,

Öğrenilmesi kolay bir ortak dil ile aşılabileceği düşüncesiyle 1887 yılında üretilen bir yapay dildir.)

 

Konuşulan diller

Konuşulan diller, var olan bir dilin sözlü ifadelerinin bütünüdür.

Konuşulan dillerin yazılı dillerden farklı olarak görsel ve el ile oluşturulmuş işaret dili ve konuşma dışı iletişim

(Parasprache) gösterilebilir. Konuşulan diller insanlığın dilinin ilk ve temel biçimidir. Bâzı kültürlerde yazı dili geçmişte yoktu ve hâlâ da yok.

Konuşulan diller kendiliğinden ve özgür biçimde ifade edilen konuşmalardır.

Bu konuşmalar düzenlenmemiş ve gözlemlenmemiş iletişim durumlarıdır ve bu konuşmalar iki veya daha fazla konuşmacı arasında gerçekleştirilir.

Bu durum yazılı olarak önceden ifade edilen konuşmalarda hariç tutulur.

Konuşulan dillerin özel oluşum durumları, kısıtlı normalleştirmesinin yanı sıra konuşmanın duruma bağlılığına, etkileşimliliğine ve az da olsa işleme zamanına aittir.

Konuşulan dillerin özelliklerine elips oluşturma da dâhildir.

Bu sözdizimsel olarak tamamlanmamış cümleler anlamına gelmektedir.

Ayrıca ünlemlerin kullanımını ve dinleyici ve konuşmacı işareti gibi sınıflandırma işareti olarak adlandırılan farklı düzeltilmiş olguları da ifade eder.

 

Yapay dil

Diğer birçok dilin aksine yapay diller kaynağı belli olan dillerdir.

Yapay diller, o dili oluşturan kişi ya da komisyonun adı bilinir olan dillerdir.

Yapay dillerin dil bilgisi yapıları tarihin akışı içerisinde insanların günlük kabulleri ya da yönelimleriyle belirlenmiş ve tamamen insan eliyle yapılandırılmış olan dillerdir. 

Örnekler: Esperanto, Elfçe, Kiril Türkçesi, İdo dili, Kotava, Toki Pona,Torozek,Futsch,Apotamkin.

 

Halk dili

Halk dili bir halkın her yerde konuştuğu dile verilen isimdir.

Halk dili, eski bir dil biçimi veya dinde, bilimde veya sahnede kullanılan bir yabancı dildir.

Bu durum birçok kültür çevresinde eskiden de böyleydi, bugün de böyledir.

 

Halk dili terminolojisine dair

Halk dili kısmen ülke diline ve ana dile anlamca yakın kullanılır.

Halk dili kavramı öncelikle şu şekilde ortaya çıkmıştır:

Yöresel dil yabancı bir dile karşı oluşur veya halk dili “daha düşük bir dil seviyesi” bağlamında yüksek dil seviyesinden ayrılış olarak görülür.

Halk dili özellikle dinin ve bilimin dili olarak görülür.

 

Halk dillerinin rolü

Orta ve Batı Avrupa’da ayrı ayrı halk dilleri yüzyıllar boyunca dini ayinlerin ve edebiyatın dili olan Latince karşısında ortaya çıkmıştır.

“Şarlman” (Karl der Große) zamanında Almanca, inançların arabuluculuğu için halk dili olarak büyük anlam kazandı.

Ayrıca Martin Luther’in İncil tercümesi de bu amaca hizmet etmişti, çünkü bu İncil tercümesi de konuşma dilinden basit bir aktarım değildi.

“Halk dillerine yönelmede”, Yeni Çağ’ın başlarında bütün Avrupa’da gözlemlenen bir eğilim söz konusudur.

 

Halk dilinin diğer safhaları

Helenizm çağında Yunan dili Koini’nin yanı sıra başka birçok halk dili ortaya çıkmıştır.

(Koini, Helenistik Dönemde Attik Diyalekt'ten sonra gelişmiştir.

Koini ayrıca Yunanistan dışındaki bölgelerde de kullanılmıştır, bu yüzden de sadece Yunanların değil,

Yunan olmayanların da kullandıkları bir halk lehçesidir.

Aynı zamanda Koini, Romalıların Yunanlarla anlaşmak için kullandığı lehçedir.)

 

Hindistan’da halk dilleri kutsal 

Sanskritçeden oldukça uzaklaşmıştır.

Arapça yazı dili sadece camilerde, yazışmada ve uluslararası alanlarda kullanılır.

Arap yazışma dili, Arap halk dillerinin farklı türlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır.

Eski Doğu’ya ait Hıristiyanlar günümüzde hâlâ dini ayinler için İsa tarafından konuşulan 

Süryanice (Aramice ya da Aramca) dilini kullanmaktadırlar.

Avrupa’nın kültür ve yazışma dilleri, sömürgecilik sonrası

Afrika’da, yöresel halk dillerinin yanı sıra ve hatta bu halk dillerinin üzerinde resmî dil olarak büyük ölçüde kullanılmaktadır

 İngilizce, Fransızca, Portekizce 

Gibi.

 

Yazı dili

Yazı dili, resmî olarak tespit edilmemiş bir işaretler sistemini belirtir.

Ancak yazı dili özel kurallara uyar ve yazı dilinin bir yazı sistemi mevcuttur.

Yazı dili metinlerde kendini gösterir. Yazı dilinde en başta daima kelime, düşünce ve kesinlikle ulaşılabilir bir fikir yer alır.

Oysa yazı dilinde fiziksel durumda; yazı araştırmalarının belgeleri, evrakları v.s. hizmete sunulur.

Halk diline özgü yazı kültüründe

13. yüzyıldan bu yana şehir kültürünün gelişmesiyle belirgin bir canlanma yaşanmıştır.

Bu canlanma sadece soylular ve din adamlarına değil,

Aynı zamanda da diğer toplumsal sınıfların da yazı diline geçişlerini mümkün kılmaya yardımcı olmuştur.

14. ve 15. yüzyıllarda kavramsal olarak sözlü konuşmanın işaretleri giderek ortadan kaybolmuştur.

Sözlü dil, kavramsal yazı dilinin ortaya çıkmasıyla ortadan kaybolmuştur.

Günümüzde yazı yazanların yazı biçiminde yeniden düzenlenmesinin zamanı için

Hangi kültürel, sosyolojik ve geçici koşullara bağlı arka plana sahip olduğu çoğunlukla pek önemsenmemektedir.

Arka plan bilgisi yazarın niyetini anlayabilmek için çok büyük bir öneme sahiptir.

Ayrıca imlâ tarzı, yazma aracı gibi “yazının göstergeleri” az dikkat çeker. 

Daktilo ve bilgisayar gibi aletler konuşma dilinin kayıt altına alınmasını önemli ölçüde kolaylaştırmıştır.

Çünkü bunlarla konuşma dili, sözlü ve yazılı olarak kayıt altına alınabilmektedir.

 

Konuşma dili

Günlük dil veya genel dil olarak da adlandırılan konuşma dili günlük toplumsal ilişkilerde kullanılan standart dil değildir.

Konuşma dili bir lehçe olabilir veya konuşma dili standart dil olan yüksek dil ile lehçe arasındaki bir ara durum olarak kabul edilebilir.

Özellikle de konuşmacının eğitim durumu,

Sosyal çevresi gibi sosyolojik ve dini gerçeklikler konuşma dilini etkilemektedir.

Konuşma dilsel ifade biçimleri bazen eşanlamlı (sinonim) olarak “halk dilsel” olarak da tanımlanmaktadır.

Buradaki halk dilsel ifadesi genel anlamda halk dilini karşılamaktadır.

 

Konuşma dilinin arka planı

Türkiye çerçevesinden bakıldığında konuşma dili olarak işlev gören standart bir yüksek dil bulunmamaktadır.

Türkiye göz önüne alındığında yazı diline en yakın konuşma İstanbul Türkçesi olduğu için

En duru konuşma dili olarak İstanbul Türkçesi kabul edilmektedir.

Dilin bölgesel egemenlik ilişkisinin uzun süredir devam eden tarihi çeşitliliği konuşma dilsel tutumlarda güçlü biçimde izlerini bırakmıştır.

Standartlaşamamış olan konuşma dili de bâzı tekdüzeliklere mağlup olmaktadır.

Bu tekdüzelikler konuşanının diğer konuşanların konumunu belirlemesinde ve onlara uyum sağlamasında ortaya çıkmaktadır.

 

Konuşma diline dair genel bilgiler

Konuşma dili yüksek dil olarak tanımlanabilen 

İstanbul Türkçesinden, kamusal konuşmadan, tiyatro oyunundan, şiirden farklıdır.

Fakat aynı zamanda da popüler olarak görülen yüksek konuşma dilinin bir ara katmanıdır.

Bu popüler yüksek konuşma diline günümüzdeki

Deneme yazıları,

Gazete makaleleri,

Radyo

Ve

Televizyon

Dilleri veya televizyon Türkçesi örnek olarak gösterilebilir.

Konuşmacının kendisi bunu normalde konuşma dili olarak adlandırmaz.

Örnek olarak eğer uzman olmayan kişiler teknik dil, tıp dili gibi özel ifadeler ile uzmanlık dillerini doğru kullanamazlarsa bu durum geçerli olmaktadır.

Konuşma dili ile uzmanlık dilleri arasındaki tutarsızlıklar tekdüze değildirler.

Bunlar daha çok duruma ve bağlama göre değişkenlik gösterir.

Belirli meslek guruplarına ait kişilerle uzman olmayan kişiler arasındaki farklı değerler yüzünden kesin ve net olarak tanımlanmış farklılıklar bulunmaktadır.

Mesela eğer uzman kişi kesin bir teşhis koymuşsa tıbbî bir bulgu

Bu uzman bir kişi için “negatif”tir.

Hasta kişi bunu duyar ve konuşma dilindeki “negatif” ifadesinden, tespit edilen

Hastalıktan korkar.

 

Detaylar

Dilin gelişmesi için geçerli olan dilsel biçim çoğunlukla çıkış maddesidir.

Almanya’da Martin Luther’in İncil tercümesi, Birleşik Krallıkta kraliyet ailesinin konuştuğu

İngilizce, Fransa’da Paris’te konuşulan konuşma dili,

Rusya’da ulusal şair Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’in bir eseri ve

Türkiye için İstanbul’da konuşulan İstanbul Türkçesi dilin gelişmesine katkı sağlayabilecek örnekler olarak kabul edilebilmektedirler.

 

Yüksek dil ve konuşma dili

Bir yüksek dilin eğitim, gelişme ve bakım süreci yaşayan konuşma dilinin sürekli bir gözlemine dayanmaktadır.

Bu gözlem kültürel kurumlar sayesinde günümüzde birçok ülkede bulunmaktadır.

Bu kurumlar bu görevi kendileri üstlenmişlerdir veya devlet tarafından görevlendirilmişlerdir.

Ulusal tarihe göre modern ülkelerde yazı dili ve konuşma dili çok farklı biçimde gelişmişlerdir.

Buna göre konuşma dilinin öneminin değerlendirilmesi de farklılık göstermektedir ve yüksek dilin tasarlanması için

Var olan

İlgili kurumların etkisi de aynı durumdadır.

 

Konuşma dili ve günümüzdeki dil değişimi

Yüksek orandaki değişim hareketliliği,

Yabancıların diğer ülkelere seyahatleri,

Kitle iletişimi, elektronik bilgi işlem ve bunlar gibi diğer etmenler günümüzde günlük dilin gelişimini hızlandırmaktadır.

Diğer taraftan da televizyonun yerleşik etkileri ve esnek olan lehçe sınırlarının etkileri günlük dilin gelişimini yavaşlatmaktadır.

Bir dilin şeklî tanımlamaları nasıl olsa konuşma diline dayanmaktadır.

 

Konuşma dilinin etkileri

Özellikle gençlerin dili ve diğer sosyal çevre dilleri yeni neslin konuşma dilini her zaman etkilemektedir.

Asıl önemli olan

Askeri dil,

Hapishane dili,

Öğrenci dili,

Dağcı dili,

Avcı dili,

Uzmanlık alanı dili,

Bölgesel dil,

Konuşma dili,

Lehçe ve şiveler gibi özel guruplarda sınırlandırılmış olmasıdır.

Günümüzdeki hareketlilik ve kitle iletişim araçları şivelerin ve lehçelerin sayısını sürekli olarak azaltmaktadır.

Aynı zamanda konuşma dilsel unsurların bölgesel karakteri de ortadan kaybolmaktadır.

 

Yazı dili ve konuşma dili arasındaki ilişki

Yazı dili ile konuşma dili arasındaki farklı ilişkiler

Üç değişik durumda kendini gösterir ve bu üç farklı durumda da yazı dilinin konuşma diline olan bağımlılığı tartışılır.

  • Bağımlılık teorisine dayanan bu yaklaşım yazı dilini ikincil dil olarak yani konuşma diline bağlı olarak tanımlar.
  •  
  • Bu noktada yazı dili sadece konuşma dilinin kayıtlarına hizmet eder.
  •  
  • Yazı dili kendi ifade biçiminde daima hayalidir, çünkü yazı dili başka bir iletişim aracına hizmet eder.
  • Asıl olarak yazı dili konuşma biçiminde bulunur.
  • Özerk teoriye özgü olan bu yaklaşım, yazı dilini ikincil görev olmaktan kurtardığını ve konuşma diliyle eşit kabul ettiğini ifade eder.
  •  
  • Bunun temsilcileri bu görüşü,
  •  
  • Konuşma ve yazı dilinde dilin iki farklı biçiminin söz konusu olduğunu belirterek savunurlar.
  •  
  • Ayrıca yazı dili ile fikir çatışmalarıyla bireylerin anlama kabiliyetinin genişleyeceği görüşündedirler.
  •  
  • Bununla beraber bu fikir çatışmasının konuşma dili üzerinde etkileri olabilir.
  • Sınırlandırılmış yaklaşım her iki durumu da hesaba katmaktadır ve hem her iki dil biçiminin de kısmi bağımsızlığını,
  •  
  • Hem de her ikisi arasında oluşan ilişkileri kabul etmektedir.

“3-aşamalı-tez” olarak adlandırılan bu yaklaşım gitgide önem kazanmaktadır.

Bu 3 aşama planlama, belli bir üslupla ifade etme ve üzerinde çalışıp düzeltmektir.

Bu yaklaşım daima önem kazanmaktadır, çünkü yazı dilinin dilsel formüllerine göre sorunlar ancak düşünsel planlamalar tamamlandıktan sonra ele alınabilir.

Aynı şekilde zihinsel fikir oluşumlarının tam bir cümle yapısında olup olmadığı veya en azından karmaşık bir kelime yapısında olup olmadığı

Güncel olarak tartışılmaktadır, ya da yazı dilinin dil bilgisel formlara hizmet edip etmediği de güncel bir tartışmadır.

 

 

İŞARET 

DİLİ...?

 

Özellikle dilsiz ve ağır biçimde duyma kaybı olan kimselerin iletişimde kullandıkları kendine özgü,

Görsel olarak algılanan doğal dil sistemi,

işaret dili olarak tanımlanmaktadır.

İşaret dili sağır ve dilsizlerce “haptik” anlamı (hareket ve dokunma) el temasıyla algılayarak kullanılıyorsa,

Buna “taktil” işaret dili denir.

İşaret dili, mimik ve ağzın görünüşüyle mesela sessiz konuşulan kelimelerle ya da hecelerle bağlantılı olarak ve daha çok

Vücudun şekliyle oluşan bağlamda

Her şeyden önce ellerle oluşturulan toplam işaretlerden (el kol hareketleri) meydana gelir.

 

 

İşaret Dili Nedir? Nasıl Kullanılır? Genel Özellikleri Nelerdir ...

 


İşaret dili, işitme engellilerin kendi aralarında iletişim kurarken,

El hareketlerini ve yüz mimiklerini kullanarak oluşturdukları görsel bir dildir.

İşaret dillerinin bilimsel olarak belirlenmiş ana özellikleri ise şunlardır :

 

İşaret Dili Tercümanlığının Önemi | Boğaziçi Tercüme



- İşaret dilleri de sözlü diller gibi bir gramer yapısına sahiptir.

Sanılanın aksine sözlü dillerden daha basit bir yapıda değildir.

- Her işaret dilinin kendine özgü gramer kuralları vardır ve her kavram için kullanılan işaretler de kullanıcılar arasında ortaktır.

Bu özelliği ile işaret dili, konuşurken kullandığımız jestler ya da pandomimden çok farklıdır.

 

İşaret Dili Nedir? | İstanbul İşletme Enstitüsü

 

 

- Her ülkenin kendi işaret dili vardır .

Örneğin Amerika'da kullanılan işaret dili (ASL) ile Almanya'da kullanılan işaret dili (DGS) birbirlerine benzemezler.

Bu iki dil, İngilizce ile Almanca kadar farklıdır.

- Bir işaret dili çevrede kullanılan sözlü dilden etkilense de, farklı bir gramer yapısına sahiptir.

Yani Türkçe ile Türk İşaret dili arasında mutlaka bir benzerlik olması gerekmez.

- Sözlü dillerde olduğu gibi işaret dili de erken yaşta öğrenilmelidir.

 

İşitme engelliler 5-6 yaşına kadar işaret dili öğrenemezler se daha sonra hem işaret dilini hem de başka dilleri öğrenmeleri zorlaşır.

- Beyin üzerindeki araştırmalara göre, sözel dillerle işaret dilleri aynı nörofizyolojik süreçlere

Ve

Aynı lokalizasyona (yani beynin sol yarımküresi) sahiptir.


 

 

İşaret Dili

Nasıl

Öğrenilir...?

 

 

Konuşma engeli olmayan normal insanların birbirini anlama ve ifade şekli bu kadar zor iken; işaret dilini öğrenme ve kullanmaları ne kadar kolay olur bilemiyorum.

 

İşaret dili sözlü diller gibi belli kuralları grameri olan bir dil şeklidir. Sözlü dile göre çok daha zordur.

 

 İşitme engellilerin kullandığı bu dil, iletişim için kendi aralarında anlaşabilmek için el kol ve mimiklerle geliştirilen görsel bir dildir.

 

İşaret dili Osmanlı zamanın da kullanılmıştır.

 

Arşivler yeterince incelenip ele alınmadığından bununla ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Elde edilen tek veri Osmanlı işaret dilinin batıdakiyle farklılık gösterdiğidir.

 

Bazı padişahların halka hitap ederken bu dili kullandığı bilgisi de vardır.

 

İlk İşitme engeli okulu 2. Abdülhamit tarafından kurulan Yıldız sağırlar okuludur.

 

1902 de kurulan bu okul, 1953 yılın da dilin kullanılması yasaklanmıştır.

 

Nedeni ise işitme engelli çocukların sözel dille eğitilmesi gerekliliği, görsel dilin çocuklar için konuşma da gerileme gösterdiği idi.


İşaret dili eğitimi her ülkede farklılık gösterir. Sözlü dil gibi görsel işaret dilinin de büyük farklılıkları vardır.

 

Örnek vermek gerekirse Amerika’da ASL, Almanya’da DGS’dir. Türkiye de ise TID’dir. İşaret dili kullanırken görsel dilden etkilenilse de dediğimiz gibi gramer farkı vardır.

 

İşaret dili kullanımı zor bir dil olduğundan erken yaşlarda öğrenmeye başlamak işi kolaylaştıracaktır.

 

Öğrenme yaşı ilerledikçe bu dilin kullanım ve gelişimi gerileyecektir.

 

İhtiyaçlar doğrultusunda da bu dil geliştirilmelidir. 5-6 yaşına kadar işaret dilini öğrenemeyen işitme engelli biri hem bu dili hem de başka bir dil i öğrenmekte çok zorlanırlar.

 

Ailelerin bu konu da daha duyarlı erken davranmalarında büyük yarar vardır. 

 

Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda görsel ve sözel dillerin öğrenme evresinde beynin sol tarafının etken olduğunu saptamışlardır.

 

Ülkemiz de işitme engelli okullarda verilen eğitim maalesef oldukça geri kalmıştır. Eğitim sisteminde de bir çarpıklık bir yanlış vardır.

 

Duyan öğretmenin işaret dili yerine yüksek sesle eğitim vermesi bunlardan biridir.

 

Okullarda birbirinden farklı işaretler kullanılması ve öğretilmesi, eğitimi bu anlamda sekteye uğratmaktadır.

 

Okulların yanı sıra internet ortamında da İşaret dilini öğreten siteler vardır.

 

 

işaret dili

Eğitimi nasıl alınır...?

 

Dudak okuma, işaret dili kursu için bilimsel bir gerçeklik değildir.

 

İşitme engelli bir çocuğun sözel bir dille eğitilmesi doğru olmadığı gibi, sözel dil öğrenme de gerileme kaydeder.

 

İşaret dili sözel dil eğitimini asla geriletmez tam tersi ilerletir.

 

İşaret dili nasıl öğrenilir, çocuğumu hangi kuruma götürmeliyim demeden önce, çocuğun bir başka durumla karıştırılmaması için gerçek teşhis edilmesi gerekir.

 

Otizm gibi bir rahatsızlıkla karıştırılmamalıdır.

 

Anne baba ve aile bireyleri işitme engelli değillerse önce kendileri öğrenmeli sonra çocuğuna işaret dilini sözel eğitimle birlikte vermelidir.

 

Kendi öğrenme durumları yoksa, bu konu da eğitim veren ilgili alana götürülmelidir.

 

Bu dili öğrenemeyen anne baba el ve vücut hareketlerini sıkça kullanmalı, çocuğunu da buna teşvik etmelidir.

 

İşaret dili okul öncesi bir eğitim sürecidir.

 

İşaret ve sözel eğitim alan çocuğun düşünce yapıları da gelişir.

 

İşaret dili,

 

Eşyalar,

 

Gıdalar,

 

Kültür

 

Ve 

 

Sanat,

 

Sağlık,

 

Milli güvenlik,

 

Spor,

 

Zaman,

 

Seyahat

 

Ve

 

Gezi,

 

Hayvanlar,

 

İller,

 

İlçeler,

 

Ülkeler,

 

Renkler

 

Olmak üzere

 

Gruplandırılarak eğitim verilir.

 

İnternet sitelerinde de detaylı olarak görsel ve sözel herkesin anlayacağı şekilde yer verilmiştir.

 

Ülkemizde İşitme engeliler için, ilköğretim, çok programlı liseler ve dernekler bulunmaktadır. İşaret dilinin bir de kelime listesi vardır.

 

Bu kelimeler bütün işaretleri içermese de kelime ve kavram toplamının 750 işaret olduğu bilinmekte.

 

İşaret dili kursları

Bir işaret dilini, duyabilen insanların da öğrenmesi mümkündür.

Mesela halk eğitim merkezlerinde ya da işaret dili kurslarında ve uygulama ve kapsam açısından

Bir yabancı dil öğrenmeyle kıyaslanabilir.

 

İşaret dili çevirmenleri

İşaret dili çevirmenleri el kol hareketi çevirmenleri değildirler.

İşaret dili çevirmenleri duymayan ve duyan kimseler için her iki yönde de tercüme yaparlar.

Mesela bu, bir duymayanlar konferansında işaret dilini bilenler ve işaret diline hâkim olmayan duyan kişiler için yapılan tercüme olarak ortaya çıkar.

Bir işaret dilinden diğerine ya da sesli bir dilden yerel bir işaret diline

(mesela Fransızcadan Almanya veya İsviçre İşaret diline)

Tercüme yapan çevirmenler vardır. İki işaret dili arasında tercüme yapan

Çevirmenlerin kendisi çoğunlukla duymayan kişilerdir.

 

İşaret dili yazısı

Birçok girişim olmasına karşın işaret dili bugüne kadar günlük kullanım için güvenilir olarak yazıya dökülememiştir.

Bilimsel araştırmalar için “not alma sistemleri”, mesela “HamNoSys” (Hamburg Not Alma Sistemi) mevcuttur.

Örnek olarak bu sistemler;

Elin biçimindeki,

El duruşundaki,

Vücut kısmındaki,

Hareketi yürütmedeki gibi el kol hareketlerinin çözümlenmesiyle ve bunlara uygun düşen temsillerle çalışır.

İşaret dili yazısı Osnabrück’teki “Duyma Engellileri İçin Eyalet Eğitim Merkezi”nde uygulanmıştır.

Başarılı bir şekilde birinci sınıftan itibaren yürürlüğe konulmuştur. (İşaret dili yazısı: İngilizce; “SignWriting”,

ilk olarak “Valeri Sutton” tarafından ve “Sutton-Movement Writing-Sistemlerinin” bir kısmı olarak geliştirilmiştir)

 

İşaret dili yazısı

İşaret dili yazısı, işaret dilinin dilsel işaretlerinin temsilleri için Kopenhag Üniversitesi’nin vekâletinde 1974’te

“Valeri Sutton” tarafından geliştirilmiş bir sistemdir.

Daha önceden, Paris’te 19. yüzyılda Fransız “Bebian” ve daha sonra İskoçya asıllı

George Hutton, Nova Scotia’da (Kanada) her ikisine de “mimografi” denilen bir işaret dili yazısı taslakları üzerinde çalışmalarını tamamlamışlardır.

Duymayanlar için diğer yazı sistemleri de mevcuttur.

Mesela Willian C. Stokoe’nun “American Sign Language” (ASL – Amerikan İşaret Dili),

Eshkol-Weissman’ın “Israel Sign Language” (İsrail İşaret Dili),

“Alman İşaret Dili” (DGS) için “HamNoSys” (Hamburg Not Alma Sistemi)

Ve

Hartmut Teuber’in “SignLettering” fonetik/fonem sistemi günümüzde kullanılmaktadır.

İşaret dili yazısı, “MovementWriting” (Hareketlerin yazılması)

Üst kavramından özetlenen, hareketleri tanımlayan ve “SignWriting”in (İşaretlerin yazılması) yanı sıra

“DanceWriting” (Dansların ve koreografilerin not alınmasına yönelik) ile bağlantısı olan yazılar arasından birisidir.

İşaret dili, el kol hareketleri için önemli sayılabilecek el kol hareketlerinin gösterilmesinde el biçimlerinden ve mimiklerden yararlanmaktadır.

Hatta kollar, bacaklar ya da omuzlar için kesin tanımlanmış birçok kesin belirli

“piktogram” adı verilen işaret sisteminden ve hareketin tanımını gösterecek farklı oklardan, yıldızlardan,

Dalgalardan v.s. değişik ek sembollerden de yararlanmaktadır.

İşaretlerin sistemsel karakterlerinden dolayı yazının tanınması görece olarak kolaydır

(“piktogram” ya da “piktograf” bir eşyayı, bir objeyi, bir yeri, bir işleyişi, bir kavramı resmetme yoluyla temsil eden sembollerdir)

 

İşaret dili Almanya’da birkaç yerde, mesela Osnabrück’teki

“Duyma Engellileri İçin Eyalet Eğitim Merkezi”nde (Landesbildungszentrum für Hörgeschädigte in Osnabrück)

Duyma özürlü çocukların ders programına yerleştirilmiştir.

Aynı durum Güney Nikaragua’da bir okulda da gerçekleştirilmiştir. [2]

 

Tarihçesi

Amerikalı “Valeri Sutton” 15 yaşındayken 1966 yılında kişisel notları için bir sistem geliştirdi.

Bu kişisel sistemi bale koreografilerini not etmek için geliştirmişti.

“Valeri Sutton” Danimarka Kraliyet Balesi”nde alıştırma yapmak için 1970’de Danimarka’ya taşındı.

Orada Bournville Okulu’nun unutulma tehlikesinde olan koreografilerini kaydetmek için kendi dans notlarından yararlanmıştır.

Bu kişisel sistemin 1973”te yayımlanması ve bale öğrenenler için “DanceWriting” Kursu

(Bale v.s. öğrenenler için koreografileri not alma kursu), bu not alma tekniğinin

Kopenhag Üniversitesi bilim adamları tarafından okunan bir gazete makalesinde 1974 yılında tanınmasını sağlamıştır.

İşaret diline yönelik “MovementWriting”in (Hareketlerin yazılması) daha ileri düzeyde çalışılması teşviki,

Antropolog Dr. Rolf Kuschel’den ve Lars von der Lieth’ten gelmiştir.

İlk olarak Kuschel, Güney Pasifik Okyanusu’ndaki bir adada yaşayan bâzı sağır ve dilsiz insanların anlaşmak için kullandıkları işaret sistemini filme almıştır.

Bu kişilerin konuştukları dili çözümleyebilmek için yazılı bir notlandırmaya ihtiyaç duyulmuştur.

Dr. Rolf Kuschel ve “Lars von der Lieth, Sutton’dan bu filmde gösterilen el hareketlerini not etmesini rica etmişlerdir.

Bir işaret dilinin sağır ve dilsiz “bulucusunun” hareketleri yardımıyla elde ettiği

Bu transkripsiyon sağır ve dilsizlerin davranış dilinin modern zamanda ilk defa kayıt altına alınması olarak kabul edilebilir.

Yazı sistemi başlangıçtaki “MovementWriting”ten ayrı olarak sürekli gelişmiştir ve işaretleri tanımlayan bir yazının gereksinimlerine uygun hale getirilmiştir.

İşiten Danimarkalıların jestleri ve mimikleri de “SignWriting”in (İşaretlerin yazılması) simgeleri yardımıyla von der

Lieth tarafından yürütülen araştırma grubunca kayıt altına alınmıştır.

Valerie Sutton 1975 ile 1979 arası Boston Konsevartuarı’nın dans bölümünde çalışmıştır.

Bu esnada “New England Sign Language”

(Yeni İngiltere İşaret Dili) araştırma grubuyla bir araya geldiğinde kendi “SignWriting” sistemini daha da geliştirmiştir.

Duymayan yetişkinler, “National Theater of the Deaf”in (Duymayanların Ulusal Tiyatrosu) oyuncuları ilk kez 1977’de işaretler dili yazısını öğrenmişlerdir.

Valerie Sutton 1979”da “National Technical Institute for the Deaf”te (İşitme Engelliler için Ulusal Teknik Enstitüsü) görev almıştır.

Bu enstitü işaret dili yazısını resimlerle anlatan “Amerikan İşaret Dili”ni yayımlamıştır.

1982’in sonbaharından itibaren “SignWriter” (işaret yazıları) çeyrek yıllık bir gazetede işaret dili yazıları isimli metinlerle yayımlanmıştır.

Düzenli ve periyodik basımlardan faydalanarak hızlı ve kolay bir imlâ için gerekli olanlara yetişebilmek için işaret dili yazsısı basitleştirilmiştir.

Bu projeden 1984 yılında vazgeçilmiştir, çünkü bütün işaretler el ile yazılmak zorunda olduğu için masraflar bu çabalardan daha fazla olmuştur.

1986’da “SignWriter”ın bilgisayar programı yazılmış ve yayımlanmıştır.

1980’li yıllardan beri işaret yazısına ilişkin çeşit çeşit kılavuzlar ve sözlükler mevcuttur, hatta el yazısı ve kabartma yazısı da geliştirilmiştir.

İşaret yazısı 1985’ten beri gözlemlenen yazıların yerine yazılmıştır ve 1997’den bu yana İşaret yazısı resmî olarak yukarıdan aşağıya doğru bölümler halinde yazılmaktadır.

 

Uluslararası işaret dili

“Gestuno”

 

Uluslararası İşaret Dili (“International Sign Language”) olarak da bilinen “Gestuno” 1951’de ilk defa

“Dünya İşitme Engelliler Federasyonu”nun (“World Federation of the Deaf”) Dünya çapındaki kongresi çerçevesinde ele alınan yapay bir işaret dilidir.

“Gestuno” ismi İtalyancadan gelmektedir. “Gestuno”, “işaretlerden birisi” anlamını taşımaktadır.

1973’te bir komisyon uluslararası bir yapay işaret dili üzerine çalışmalar yapmıştır ve bu yapay işaret dilini standartlaştırmaya çalışmıştır.

Birçok ülkede işitme engelliler tarafından anlaşılan işaretler bu komisyonda bir araya getirilmiştir.

Ayrıca bu komisyon yaklaşık 1500 işaretten oluşan bir kitap yayınlamıştır.

Ancak Gestuno’nun gerçek bir dil gibi somut dil bilgisel kuralları yoktur.

“Gestuno” sayesinde,

Farklı ülkelerden işitme engelliler bir araya geldiğinde ve kendilerine özgü işaret dilleriyle anlaşamadıklarında kullanılan uluslararası bir işaret dili gelişmiştir.

“Gestuno” bugün hâlâ uluslararası işaret dili için bir referans olarak kullanılmaktadır.

Birçok işitme engelli insan dört yılda bir düzenlenen duyma engellileri

Olimpiyatlarında ve “Dünya İşitme Engelliler Federasyonu” (World Federation of the Deaf) gibi

Birçok uluslararası konferanslarda uluslararası işaret dilini kullanmaktadır.

Sesli dile yönelik bağımsızlık ve tutum

İşaret dilleri bilimsel anlamda kendine özgü ve doğal diller olarak kabul görürler.

İşaret dillerini aynı ülkedeki sesli dillerden temelde ayıran kendilerine özgü dil bilgisi yapıları vardır

. Bu nedenle işaret dilleri sesli dile kelime kelime aktarılamaz.

Sesli dile yönelik göze çarpar bir fark ise; sesli dil birbirini takip eden bilgileri zorunlu bir şekilde ardıl olarak işlerken,

İşaret dilleri her hareketle birkaç bilgiyi aynı anda iletebilir.

Sık sık “inkorporasyon” (kabul etme) olarak adlandırılan

Bu kavram yeni araştırma birimlerinde bükümden sayılmaktadır ve işaret dilin önemli bir malzemesidir.

İşaret dilleri ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir.

Almanca dil alanından Almanca İşaret Dili (DGS) varken Avusturya’da Avusturya İşaret Dili (ÖGS) vardır.

Farklı sesli dillerde olduğu gibi işaret dilleri de kendi aralarında benzerlik gösterir.

Uluslararası işaret dili uluslararası organizasyonlarda yavaş yavaş yürürlüğe girmektedir.

Oluşum aşamasındaki işaret dili nesnel açılara göre ülkelere özgü farklı el kol hareketlerinin kabul edilen anlaşma sayesinde gelişimini sürdürmektedir.

İşaret dillerini yasal olarak güvence altına alma çabaları geçmişte de vardı ve hâlâ da devam etmektedir.

İngilizce ve Māori (Maori, Yeni Zelanda yerlileri ve onların diline verilen isimdir) dilinin yanı sıra Yeni Zelanda işaret dili (NZSL)

2006’dan bu yana Yeni Zelanda’nın resmî dilidir. İsviçre’nin Kanton eyaleti, işaret dilini

27 Şubat 2005’ten beri anayasal olarak kabul etmektedir.

Avusturya parlamentosu Federal Anayasa’da işaret dilini tanınmış azınlık dili olarak kabul etmiştir 

 

Ağız hareketi

Ağız hareketleri işitme engellilerin ve ağır işitenlerin eğitimi alanlarında söz konusudur. 

Ağız hareketleri konuşma dilindeki kelime üretiminde yüzün alt kısmının ve dudakların gerçekleştirdiği görsel olarak algılanabilen davranışlardır.

İnsanların kelime üretimi sırasında konuşma araçlarının yanı sıra ağzın dış alanının ve dudakların da her kelimede belirli bir biçimde görevi söz konusudur.

Bu durum küçük kişisel farklılıklarla da olsa birçok insanda daha az veya daha çok benzerlik göstermektedir. 

Dudak hareketinin bu fark edilebilir örneği prensip olarak konuşma dilinde dudak okumayı mümkün kılmaktadır.

Görsel olarak görülebilen ağız hareketi dilin en küçük birimi olan “fonem”e benzetilerek İngilizcede “viseme” olarak tanımlanmaktadır.

Ağız hareketlerinin gerçekleştirilmesi ve durumu öncelikle işitme engellilerin ve ağır işitenlerin eğitimi alanlarında belirli bir dereceye kadar sistematik bir biçimde bilinçlidir.

Bu durum anlaşılabilir şekilde canlandırılabilmektedir.

Bu alanda dudak okumanın tipik ağız durumlarının ve ağız hareketinin sonuçlarının uygulamalı olarak gösterilmesiyle alıştırma yapılmakta ve dudak okuma eğitilmektedir.

Ağız hareketleri çoğu kez bir sözcüğün bütün şeklini tam olarak yansıtmayabilir,

Aksine sadece bir kısmını yansıtabilmektedir.

Hatta ağız hareketleri özellikle sözcüğün bir kısmını konuşma esnasında tamamıyla kolay anlaşılabilir biçimde ve tipik ağız biçimlerinde yansıtabilmektedir.

Özellikle önce gırtlağın konuşma aracı olan veya dilin pozisyonu sayesinde meydana çıkarılan sesler daha az anlaşılabilir olabilir veya hiç okunmayabilir.

Bu durumda mesela “baba” ve “mama” kelimelerinde ağzın hareketi aynı görünmektedir.

Bunun yanı sıra bir sesin ağız hareketi kendisinden sonra söylenecek olan veya kendisinden önce söylenen (eşsöyleyiş) ses yüzünden değişmektedir.

İşitme engelliler için eğitim veren okullarda öğretmenler zor kelimelerin okunmasını kolaylaştırmak için bilinçli olarak ağız hareketini değiştirmektedirler.

Bu durum şu şekilde örneklendirebilir:

“L” sözcüğünün daha iyi fark edilebilmesi için dil kesici dişin iç kısmına değil de görülebilen biçimde kesici dişin alt kenarına dokundurulmaktadır.

Bu davranış sesi görsel olarak sembolize etmek için gerçekleştirilmektedir.

Ağız hareketleri işaret diline destek olarak da kullanılmaktadır.

 

Yapısal ve şeklî diller

Diller, bilişim bilimi (informatik) çerçevesinde de ele alınabilir.

Biçimsel diller olarak adlandırılan diller dilin matematiksel modelini ifade eder ve bu diller özellikle teorik bilgisayar bilimi içerisinde kendine yer bulur.

Özellikle de hesaplanabilirlik kuramı ve Compilerbau kullanımında yer alır.

Birçok bilgisayar program dilleri, özünde hem teorik düşüncelere hem de nesnel düşüncelere dayanır. Programlama dillerine “

Java, ALGOL, Fortran, COBOL, BASIC, C, C++, Ada, LISP, Prolog, Perl” örnek verilebilir.

Felsefenin karşılaştırılabilir bir uğraşı da Alman filozof, matematikçi ve mantıkçı Paul Lorenz’in projesi olan Orto isimli bir dil programıdır.

Bu dil programında anlamlı ve sistemli bir bilimsel dilin oluşturulması amaçlanıyor ama bu durum “sistemli felsefede büyük oranda tartışmalı” durumda.

 

Dil değişimleri

 

Dil değişimi veya dil dinamizmi bir dilin değişim veya gelişme sürecini belirtir ve dil değişimi tarihî dil bilimi ile sosyolinguistikin araştırma alanına girer.

Kıyaslama (analoji), başka bir dilden alıntı ve dilde seslerin değişimi kuralı, dil değişiminin asıl itici gücü olarak kabul edilir.

Yapısalcılık bakış açısında, dil değişimi başlığı altında eşzamanlı bir dil aşamasının unsurunun tarihî,

Yani artzamanlı ya da eşzamanlı iki dil aşamasının birbirleri arasındaki ilişkileri anlaşılmaktadır.

Nicel dil biliminin bakış açısından ise dil değişim sürecinin zaman içerisindeki seyrinde özellikle dil değişiminin iki bakış açısı önemlidir.

Bunlar; dil değişim kuralları ve Piotrowski kurallarıdır.

Ayrıca dil değişimine yol açan ve dil değişimini kontrol eden birçok sebebin etkisi de önemlidir. 

Diller zamanla değişime uğrarlar veya tamamen yok olurlar.

Kelime yazılışlarında, okunuşlarında ya da imlâ kurallarında oluşan yavaş ve küçük yenilikler birikerek ve büyüyerek bu değişimleri oluşturur.

Bir dili konuşan ya da kullanan insanlar yeterince uzun bir süre fiziksel ya da kültürel olarak ayrı yaşarlarsa dilleri farklılaşmaya başlar.

Bir lisanı belirgin farklılıklarla konuşan iki insan, birbirlerini anlayabiliyorlarsa ayrı lehçeleri, birbirlerini anlayamıyorlarsa ayrı dilleri konuşuyor olarak kabul edilirler.

Dillerin birbiriyle ilişkili olup olmadıklarını anlamakta kullanılan göstergelerden biri de benzer anlamalar taşıyan, benzer yapılı kelimelerdir.

Bu şekilde doğal olarak gelişmiş dillerin dışında, yapay olarak geliştirilmiş diller de vardır.

Yapay dillere Esperanto ve Mondlango örnek verilebilir.

 

TÜRKÇE

Zaman içinde aşağıdaki gibi şekillenmiş ve değişmiştir:

 

Altay Dil Ailesi

Türk Dil Ailesi

Güney Dilleri

Gagavuz Türkçesi (Balkan Gökoğuz Türkçesi) ( Türkiye, Avrupa )

Gökoğua Türkçesi ( Moldova )

Horasan Türkçsi  ( İran)

Türkiye Türkçesi ( Türkiye, Avrupa, Amerika )

  •  

Dil değişiminin sebepler

Alman dil bilimci “Peter von Polenz”, aşağıdaki durumları dil değişiminin sebepleri olarak adlandırmıştır.

  1. Ekonomi: Ekonomi alanında meydana gelen değişikliklerdir, çünkü konuşmacı veya yazar zaman tasarrufu ve rahatlık sebepleri yüzünden kısaltılmış bir dil kullanır. Günümüz edebiyatında “ekonomi” kavramı bağlam içerisinde bir talebin-kullanmanın-analizin sonucu olarak anlaşılır.
  2. O halde belirli bir amaca ulaşmak için “kendimi nasıl ifade edebilirim” sorusu akla gelir.
  3. Yenileşim (İnovasyon): Yenilik durumlarında ortaya çıkan değişiklerdir, çünkü yaratıcı ve konformist olmayan faaliyetler için dilin yerleşik yapıları yeterince uygun değildir ve bu yapıların gelişmeye muhtaç olduğu görülür.
  4. Yeniliklerin oluşmasındaki ve yayılmasındaki önemli güçler ayrıca şu prensiplerdir; “göze batmak için başkaları gibi konuşma” ve “onlara dâhil olmak için başkaları gibi konuş”.
  5. Değişim: Dil kullanıcıları dilin kullanım aracının seçiminde esnektirler.
  6. Bu esneklik iletişimsel koşullara ve amaçlara göredir.
  7. Dilsel evrim: Dil kullanımı ve bu dil kullanımının etkisi toplumsal güçler aracılığıyla dil değişimini etkiler.

Aynı zamanda dilin gelişimi biyolojide de geçerli kurallarla takip edilir.

 

Özel uzmanlık alanı dili

Uzmanlık alanı dillerinde uzmanlık alanı kelimeleri yeniden düzenlenir.

Bu durum şu şekilde açıklanabilir; mesela bilgisayar kelimesi yerine 

“PC” (Personal Computer - Kişisel bilgisayar) sözcüğü kullanılır

Veya

Elektrik alanında “gerilim” sözcüğü yerine birçok durumda “voltaj” sözcüğünün kullanıldığı görülür.

Bu değişiklikler daha kesin bir ifadeye ulaşmak için ortaya çıkar, ama bâzı durumlarda da anlaşılmayı zorlaştırabilir.

Aynı zamanda yeni eşsesli kelimeler ortaya çıkabilir; örnek olarak “gerilim” kelimesi

Türkiye’de “gerginlik, tansiyon” anlamını da karşılamaktadır.

Halk dilinde bu ve bu gibi kelimeler hem alan dışı anlamlarıyla hem de teknik anlamlarıyla kullanılabilmektedir.

 

Dil değişimine örnekler

Dil değişimi konusunda farklı görüşler mevcuttur. Bu farklı görüşlerden bazıları şunlardır:

 

Görünmez el teorisi

Bu teoriye göre dil değişimi görünmez bir elin etkisinin bir sonucu olarak kabul edilir.

Bu teorinin en önemli temsilcisi Düsseldorf Üniversitesi (Heinrich-Heine) profesörlerinden Rudi Keller’dir.

Bu teoride dil değişimi ne doğal bir olgu ne de insan eliyle gerçekleştirilen bir durum olarak anlaşılır,

Aksine bu teoride dil değişimi bireylerin kişisel eylemlerinden istem dışı ve plansız bir durum olarak ortaya çıktığı anlaşılır.

Koordinasyonsuz bir davranış koordineli bir yapının bütünsel olmayan bir koordinasyona sebep olur.

Kendiliğinden oluşan bir düzen olarak dil ayrıca bu görünmez elin etkisinin bir sonucudur. 

Rudi Keller’e göre dil, 3. türün bir olgusudur (görünmez elin), yani ne insan tarafından oluşturulmuştur ne de doğal bir olgudur;

Bunların tam aksine dil, bireysel ve uluslararası eylemlerin çeşitliliğinin nedensel bir sonucudur.

Dil değişimi ayrıntılı olarak dilin gereksinimi doğrultusunda kendiliğinden oluşur.

Dil değişiminin özel bir durumu anlam değişimidir.

Rudi Keller’e göre dilin kullanım kurallarının değişmesi ile kelimelerin anlamları değişir,

Çünkü Ludwig Wittgenstein’a göre bir kelimenin anlamı bir dil sistemi içerisindeki düzenli kullanımına bağlıdır.

Bu teoriye göre dil değişimi esnasında dil kullanıcıları görünmez elin etkisi ile bir sözcüğün kullanım kurallarını değiştirir,

Böylece dil kullanıcıları daha sık kullanılan bir anlam üretirler ve bu anlam, dil toplumu içerisinde zamanla yeniden öğrenilir.

Biçimsel değişim genellikle kuralların bozulması ve anlam değişimi aracılığıyla oluşur,

Ayrıca şeklî değişim görünmez elin etkisi altında kurallara uygun özel dil kullanımı sayesinde

Anlam belirlemesi olarak ortaya çıkar. Kaynak

 

Dil değişiminde tercih modeli

Dil değişimi bir dil sisteminde kesin bir dereceye kadar tahmin edilebilir, çünkü dil değişim süreçleri özellikle belirli öğelerle ilgilenir.

Bu yüzden düzensizlikler genellikle bozulmaya eğilim gösterir.

Düzensizliklerden kaynaklanan yeni oluşum diğer alanların düzenlemelerinin yan ürünleri olarak ortaya çıkar.

 

Dil değişiminde dil bilgisel model

Dil değişimi düzenlenmiş olarak görülebilir, çünkü genel anlamda kelime birimleri dil bilgisel unsurlardır.

Diğer taraftan biçim birimlerin kelime birimlerine gelişimi çok azdır, hatta hesaba katılmamaktadır.

 

Dil değişiminde sosyolinguistik modeli

Dil değişimi sosyal etkenlere bağlıdır; bu etkenler yüksek bir itibara sahip olan biçimler ve yapılardır.

Bu biçimler ve yapılar dil değişiminde kendilerini göstermeye eğilimlidir.

 

Dil değişiminde fonksiyon modeli (Köhlers Regelkreis)

Dil bilimsel ortak çalışma, dil kullanıcılarının veya dinleyicilerin

Kendi dillerinde oluşturdukları ihtiyaçların etkisini örneklendirmeyi ve dilin biçimi üzerine sonuçlarını matematiksel olarak örneklendirmeyi mümkün kılar.

Bu model böyle gereksinimleri bütünüyle bir sıra olarak öngörür ve diğerlerinden daha açıktır.

Mesela ekonomi gereksinimlerinin yanı sıra kavramlar kesin olarak tanımlanabilirse belirlemeye göre gereksinimler de hesaplanabilir. 

 

Bir başka dilden ödünç alma

Dilsel olarak ödünç alma, kelime oluşturma ve anlam değişiminin yanı sıra kelime oluşturmanın temel yöntemlerinden biridir ve bu ad bilimin bir konusudur.

Ayrıca ödünç alma dil değişiminin önemli etkenlerine bir örnektir.

Dilsel ödünç alma durumu kelimesel, anlamsal ve sözdizimsel ödünç almadan farklıdır.

Kelimesel ödünç alma durumunda bir kelime gövdesi,

Anlamıyla birlikte veya anlamının bir kısmıyla birlikte

İletişim dilinden (donör dil) alınarak ödünç alan dile aktarılır

Ve

Bu dilde ödünç alınan kelime gövdesi dar anlamda ödünç alınmış bir kelime veya yabancı bir kelime oluşturur.

Bu ödünç kelime oluşturmada alıcı dilin fiil çekimine, telaffuz alışkanlıklarına ve yazma alışkanlıklarına uyum göz önünde bulundurulur.

Yabancı bir kelime oluşumunda ise alıcı dilin fiil çekimine, telaffuz alışkanlıklarına ve yazma

Alışkanlıklarına uyum ya hiç dikkate alınmaz ya da çok az uyuma dikkat edilir.

Anlamsal ödünç almada ödünç alan dilde var olan bir sözcüğe sadece anlamın

Yeni bir anlam olarak veya önceki anlamına ek bir anlam olarak aktarılmasıdır;

Ya da ödünç alan dilin dilsel araçları ile bu anlamın geri verilmesinin oluşturulmasıdır.

Görünüş olarak ödünç alma özel bir durumu oluşturur.

Bu ödünç almada, iletişim dilinin öğelerinden veya ödünç alan dilde

Zaten var olan yabancı kelimelerden alınan bir kelime ödünç alan dilde yeniden yapılandırılır,

Bu yeniden yapılandırılan biçim veya anlam iletişim dilinde henüz yoktur.

Kelimesel olarak ödünç almalar dar anlamda ödünç kelimeler ve yabancı kelimelerdir.

Görünüş olarak ödünç alma gibi anlamsal olarak ödünç almalar ise çoğunlukla geniş anlamda ödünç kelimeler olarak kabul edilir.

Hem kelimesel ödünç alma hem de anlamsal ödünç alma ödünç kelimeler başlığı altında ele alınır.

Sözdizimsel ödünç alma ise herhangi bir dilin, bir iletişim dilinin belirli sözdizimsel yapılarını

Çok sık kullanmasının etkisi sonucunda ortaya çıkar veya bir dil yeni sözdizimsel yapı olasılıkları oluşturduğunda sözdizimsel ödünç alma gerçekleşir.

 

Kalıt kelime

Kalıt kelime bir dilin önceki evrelerinde var olan bir kelimeden türeyen bir kelime için kullanılan tanımdır. 

Etimoloji (köken bilimi) bir dilin kelime hazinesinin zamansal gelişimini ve kökenini aydınlatmaya çalışır.

Kalıt kelimeler dilin kaynağına dair açıklayıcı bilgiler verirler.

Kalıt kelimeler paralel bir dilden alınan alıntı kelimelerden ayırt edilmelidir.

Somut bir örnekle açıklamak gerekirse,

Çağdaş Alman dili;

Ortaçağ Almancası,

Eski yüksek Almanca

Gibi yazılı olarak da aktarılmış birçok ortaçağ dilinin kökenine kadar inme olanağı sunar.

Mesela; kökeni o zamanki dillerde olan çağdaş kelimeler kalıt kelimeler olarak karşımıza çıkar.

Biraz daha geriye bakıldığında; Alman dilinin, doğrudan kullanılmayan

Hint-Avrupa dilinden ortaya çıktığı ve Alman dilinin bu Hint-Avrupa dilinden birçok kalıt kelime aldığı görülür.

Alman dilindeki kalıt kelimelere örnekler:

“Sonne” (Güneş),

“Vater” (Baba),

“Nase” (Burun)

Ve

Geçmiş zamanlarında kökteki ünlüsü değişmiş tüm kelimelerdir.

 

Dil yozlaşması

Dil yozlaşması kavramı dil eleştirisinden ortaya çıkmıştır ve bu dil yozlaşması zaman içerisinde

Korunmaya değer görülen köken özelliklerinin değişmesi yoluyla dillerin kaybolması korkusu olarak adlandırılır.

Bu duruma örnek olarak; dil bilgisindeki, temel kelime hazinesindeki, genel anlaşırlıktaki veya ifade gücündeki çeşitlilik verilebilir.

Dil kayması olarak dil yozlaşması en kötü durumda dil ölümüne yol açabilir.

 

Dil yozlaşmasının sebepleri

Dil yozlaşmasının nedenleri aşağıdakiler olabilir:

  • Bir dil muhtemelen o dile hâkim anadil kullanıcıları tarafından kullanılmaz.
  •  
  • Bunun yerine dil, o dile daha az hâkim kimselerce konuşulur ve böylelikle dile gereken önem verilmez,
  •  
  • Dilin toplam gelişimini,
  •  
  • Mesela dilin günlük kullanımını yansıtan bir ölçü de budur.
  •  
  • Diğer taraftan bir dil diğer dillerin etkisi altında kalarak yozlaşabilir.
  •  
  • Bu durumda dil, asıl köklerini kaybeder ve dilin kökeni kendi içindeki etkilerle olduğu kadar
  •  
  • Diğer dilden gelen etkilerle karışık bir köke dönüşür.
  •  
  • Başlıca bir neden de medyanın her zaman eleştirilen etkisidir, her şeyden önce televizyon ve radyoların etkileridir.
  •  
  • Yan cümlelerdeki bağlaçların sözde yanlış kullanımı, kaba, ahlaksızca kullanılan
  •  
  • jargonlar, gereksiz yere İngilizce kelimeler kullanmak gibi dil bilgisi
  •  
  • Yanlışlıkları sunucuların konuşmalarını etkisi altına alır ve böylelikle dinleyicilerin dil kullanımı da değişir.
  •  
  • Diğer taraftan da bâzı dil eleştirmenleri dil yozlaşmasını “küreselleşme sürecinin ve kültürel çeşitliliğin bir parçası” olarak kabul etmektedir.
  •  

Dil biliminin bu konsepte uygun eleştirisi

“Dil yozlaşması”

Kültür eleştirisinin kullanılan önemli bir kavramıdır.

Schopenhauer, 

Friedrich Nietzsche,

 Adorno, 

Martin Heidegger 

Ve diğer birçok yazar ve filozofun,

akkında farklı kökenler işaret ettiği bu kavram “kültürel yozlaşma” konseptinin içerisinde yer alır.

“Dil yozlaşması” kavramı bugünkü dil biliminine göre çoğunlukla kabul görmez, çünkü bu kavramın bilimsel olmayan birçok ön şarttan yola çıktığı açıktır:

  1. Genellikle sadece yüzeysel olgular ele alınır, mesela alıntı kelimeler de veya büküm ve cümle yapısındaki değişiklikler de söz konusudur. Sözü edilen bu durumlar okulda gösterilen “sistem dil bilgisinin” asıl noktalarıdır. Analitik dil yapısının kolayca özü anlaşılabilen, hatta kolayca oluşturulabilen durumu, dilin kurallara uygunluğunu, doğru ve güzel kullanılmasını amaçlayan çalışmalarca "daha ilkel" olarak tanımlanmaktadır; ancak bu, temelde yatan derin olgular olarak kalmıştır, çünkü bir sahip olma tutumunun tanımı önceden olduğu gibi başarılı bir şekilde ifade edilmiştir (yalnızca araçlar değişim göstermiştir).
  2. Dili özenli kullananların bakış açısına göre ilgili dil öylesine yüksek bir kaliteye ulaşmıştır ki her değişiklik kaçınılmaz bir şekilde dilde kötüleşmeye sebep olmuştur. Fakat bununla beraber dilin tarihîliği şüpheli görülür olmuştur. Tüm diller değişir, hem de sürekli olarak, çünkü dil, konuşan toplumlarca sürekli değişen ortama uydurulmaktadır.
  3. Dilin kendi köklerinden uzaklaşma korkusu dilin ilk evresinde “arı”, "bozulmamış” dillerin var olmasından ileri gelmektedir. Bu görüş, her dilin ilk zamandan beri diğer dillerle sürekli ilişki içinde olduğunu görmezlikten gelmektedir. Buna göre “arı” diller yabancı etkilere maruz kalmaz. Her dil farklı zamanlarda farklı ilişkilerle farklı yakınlıkta ortaya çıkan bir “karma dil”dir. Dili kendi “köklerinden” uzaklaştıran ilk değişiklikler muhakkak vardır, ama çağdaş dil durumunu inceleyen bir eleştirmenin bunlardan haberi yoktur. Bir dilin komşu dillerle ve “Dünya' dilleri” olarak adlandırılan uluslararası etkili dillerle yoğun bir alışveriş içerisinde olup olmadığı ve bunun nasıl gerçekleştiği; bu değişiklikleri göğüsleyen konuşucu kitlelerin açıklığının ve hareketliliğinin bir göstergesidir. Bu değişiklikler gerçekleşirken birçok durumda uzun ilişkiler sonunda en başta “ödünç alınan” söz varlığıyla birlikte dil varlığının sesçe ve anlamlı “kaynaşması” ortaya çıkar
  4.  
  5. (örnek: Almanca; “Konzept” Türkçe; “Konsept”).
  6. Yine söz varlığının anlama uygun tercümesi yeni,
  7. Sesçe uyumlu,
  8. Kulakla uyumlu-anlamlı,
  9. Herkes tarafından anlaşılır bir kelime haline gelir
  10.  
  11. (örnek: İngilizce; “to announce” Türkçe; “Anons etmek”). 
  12. Ya da söz varlığı yabancı dildeki yapının tıpatıp benzeri olarak kalır
  13.  
  14. (İngilizce; “Bravo”  Türkçe; “Bravo”).
  15. Yabancı etki sadece dilsel alanda etkisini göstermez, bunun yanı sıra yabancı etkisi kültür ve toplum gerçekliğiyle sıkı sıkıya bağlı olduğu ve bunlarla iç içe geçmiş olduğu için "dil yozlaşması" konusu genellikle kültür ve toplum eleştirisiyle aynıdır.
  16. Bununla birlikte (dil) eleştirmenlerin(in) ortaya çıkan genel hoşnutsuzluğu reddedici, yani yeni gelişmelere karşı çıkmada ve herhangi bir ilk "standardın" savunulmasında hedef olarak ortaya çıkmaktadır. Oldukça zor olan dile özen gösterme cesareti, diğer dilleri aralıksız kendisine çeken her dönemde önceden kestirilemeyen, yeni biçimli olanaklar, en iyi kavramların ve düşüncelerin yaratıcı bir şekilde türetilmesini, hatta "yabancı kelimelerin" iyi anlamda kullanılmasını zora sokmuştur.
  17.  

Dil ölümü

Bir dili anadil olarak konuşan hiç kimse kalmadığı zaman dil ölümü söz konusu olmaktadır.

Bu andan itibaren bir dilin içinde zamanla oluşan normal gelişimler ve değişiklikler ölü dilde görülmez; ölü dil değişmez ve hareketsiz, durağan olur.

Bir dilin ölü dil olarak görülmesi, bu dili anlayacak konumda kimsenin olmadığı anlamına gelmez.

Ölü bir dil iyi bir şekilde belgelenebilir, yabancı dil olarak öğretilebilir ve hatta olası belli durumlarda sözlü ya da yazılı olarak kullanılabilir.

Mesela Latince, anadil olarak kimse konuşmadığı için ölü bir dildir.

Yine de yabancı dil olarak öğrendikleri için Latince anlayan bir sürü kimse vardır.

Belli fonolojik (Sesbilimsel) kısıtlamalarla ölü bir dili yeniden canlandırmak mümkündür.

Mesela Kernevekçe (Güneybatı İngiltere'de Cornwall kontluğunda konuşulan bir Kelt dilidir) ya da İbranicenin yok olmasından 2000 yıl sonra

İsrail’in resmî dili olan İvrit (Çağdaş İbranice) gibi.

Bilim insanları Dünya genelinde yaşayan 6000 dilin bu yüzyılda yaklaşık yüzde 90’ının yok olacağını kabul etmektedir.

Son 30 yılda sadece Kuzey Amerika’da 51 dil yok olmuştur.

 

Dil ölümünün nedenleri

Bir dil çocuklar tarafından anadil olarak öğrenilmiyorsa yok olma tehdidi altındadır.

Diller, dil kayması yoluyla ölü dillere dönüşür. Bir dildeki yavaş değişimler bir veya birçok yeni dilin doğmasını ve köken dilin ölü dillere dönüşmesini sağlar.

Bu noktada dil ölümünün iki biçimi birbirinden ayırt edilmelidir:

  • Birincisi, kendi içinde oluşan dil biçimleri varlığını sürdürürken konuşulan bir dilin yok olmasıdır.
  •  
  • Romen dilleri içinde varlığını sürdüren Latince buna örnek gösterilebilir.
  •  
  • İkincisi de; kendi içinde oluşan dil biçimlerinin de varlıklarını sürdürmediği, konuşulan bir dilin yok olmasıdır.
  •  
  • Mesela “Kıpti” dilidir.

Ayrıca aşağıdakiler arasında da ayrım yapılması gerekmektedir:

  • Çoğunlukla uzun bir süreçte meydana gelen ve dil ölümünü bilinçli şekilde teşvik eden kriterler olmaksızın meydana gelen “doğal“ bir dil ölümü söz konusudur.
  •  
  • Bu durum, ilk çağda yerini Latinceye bırakmış olan bir sürü dilin ölümdeki durum olabilir,
  •  
  • Çünkü antik çağlarda bilinçli bir dil politikası henüz yoktu.
  •  
  • Bir dizi siyasî önlemler yoluyla desteklenen dil ölümü söz konusudur.
  •  
  • Dil ölümü için kesin sonuç sağlayan ya da sağlamış bu önlemler durumlarında bâzı yazarlar “Linguizid”den (dili öldürme) söz eder.

Bir dil 50 yaşın üzerinde ve de 25 ve 50 yaşları arasındaki yaş grubunda

“yarı konuşuculara” sahipse, fakat 25 yaşın altındaki yaş grubunda

Bu dili konuşan hiç kimse yoksa, o zaman bu dil, ebeveynlerden çocuklara aktarımın mümkün olmayacağı için yarı ölü (“moribund”) sayılır.

Üst yaşlardan binlerce, hatta yüz binlerce konuşanı olsa dahi dilin yok olması ancak tüm güçlerin seferberliğiyle ve bu çabanın genel desteğiyle engellenebilir.

Birçok durumda doğal bir dil ölümünün ya da bir “Linguizid”in (dili öldürme) ne ölçüde gerçekleşeceğini belirlemek zordur.

Dil ölümünde politik önlemlerin kesin sonuç veren rol oynadığı diller Havai dili ve yarı ölü Bretonca’dır (Bretonca, Hint-Avrupa dil ailesinin Kelt koluna ait dildir.

Fransa'nin Breton bölgesi'nin resmî dilidir).

 

Dil ölümünün sonuçları ve dil ölümü için önlemler

Dillerin ortadan kaybolmasının geniş kapsamlı sonuçları olabilir:

  • Her bir dil konuşanı, özel yaşamında ve toplumsal hayatındaki birçok durumda kendini kendi dillerinde yeterli düzeyde ifade edemez.
  •  
  • Bununla birlikte her bir dil konuşanı, kültürel ve tarihi kimliğinin bir parçasını kaybeder.
  •  
  • Dünya'yla ilgili kavramların ve görüşün bir dilde özel var olan tasarıları yok olabilir.
  •  
  • Her dil kendine özgü bir “ses varlığı” ve bununla birlikte kaybolup gidebilecek bir kültürel miras değeri taşır.

Özel bir dil için dil politikası ya da diller politikası (mesela bir devletteki birçok dil için) yardımıyla dillerin canlı kalmasına çalışılmaktadır.

Bu tür önlemlerin başarısı mevcut dil konuşanı sayısının fazlalığına, politik etkilerine, finansal olanaklarına ve dil ölümünün evresine bağlıdır.

 

Dil ve düşünce

Düşüncenin iletişimsel aracı olarak dil

Özellikle teknik teoriler başta olmak üzere birçok iletişim aracı teorisi dili iletişim aracı olarak ifade etmez, aksine dili iletişimsel bir araç olarak ele alır.

Bu durum şu anlama gelmektedir; dil gerçek iletişim araçları için tarafsız bir mümkün olma durumudur.

Dil, böyle görüşlerin sadece uygun davranışlara hizmet eder veya dil, tasarılar ve kavramlar gibi zihinsel varlıkların iletimine yardımcı olur.

Bu tasarı ve kavram gibi zihinsel durumlar dilden bağımsız düşünülemez. İşte bu yüzden temsil aracı olarak ele alınır.

Dil bilimci Wilhelm von Humboldt’un dil teorisinde şüphesiz bir iletişim aracı görüşü dile getirilmiştir.

Bu görüşün temel söylevi, düşünsel sürecin ancak iletişimsellik aracılığıyla mümkün olabileceğini dile getirir.

Bu durum insanların düşünce tarzının ancak içinde bulundukları çevredeki göstergelerin harekete geçeceği süreç aracılığıyla mümkün kılınabileceği anlamına gelmektedir.

Bu göstergeler, hem Dünya bilincini hem de benlik bilincini oluşturan göstergelerdir.

Burada dil, sınırları belirleyen bir rol üstlenir.

Ayrıca dilin iletişim aracı olarak tanımlanması insanların bilincini araçsal boyutta (medial) etkilemiştir.

Bu yüzden yeni iletişim araçlarının insanlar üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu konusunda fikir yürütmek daima dile bağlı olmalıdır.

Yeni iletişim araçlarının etkinliği ve etkileme gücü dilsel iletişim araçlarının yapısal olarak oluşturuluşuna bağlı olmalıdır.

Dil ve politik güç

 

Bu varsayımın, iktidar yapıları bağlamında dili politik olarak kullandığı birçok defa denenmiştir.

“Siyaseten doğruluk” ifadelerinin talebi mesela cinsiyetçi bir dil kullanan veya cinsiyetçi düşüncelere eğilim gösterenlere zaman zaman temel oluşturur.

Dil iyileştirmeleri sayesinde gerçekten bir bilinç değişikliği gerçekleşmekte mi yoksa bunun güncel politik amaçlara ulaşmak için mi olduğu halen tartışmalıdır.

Dil iyileştirmeleri büyük olasılıkla genel bilinç değişimi sürecinde belirleyici ve pekiştirici bir etkiye sahip olabilir.

Diğer taraftan da dilin, belirli iktidar yapılarını yıldırmak ve eline geçirmek için kullanıldığı da unutulmamalı.

Bu duruma mobbing (Latincede; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek), ajanlık ve küçük düşürme örnek gösterilebilir.

Sözlü iletişimdeki baskı mekanizmaları beş otorite tekniğini dışarıda bırakır.

Var olan dil düzenlemelerindeki bu gibi etkilerin uyarısı, böyle bir bağlamın sorunsallaştırılmasına olanak sağlar.

Cinsiyetle gibi pratik olarak bütün kültürlerde birer tabu olarak kabul gören alanlardaki kelimelerin birçok dilde nesilden nesle çok az aktarıldığı,

Tarihi dil bilimi çalışmalarıyla tespit edilmiştir.

Böyle nesiller çok yakın zamanda aynı geleceğe maruz kalacaklardır.

Yazı dilinde de bu durum genel dil değişiminde olduğu gibi aynıdır, ama sadece süreç daha yavaştır.

Halkın dil ve düşünce üzerindeki etkisi aracılığıyla bunu uygulamaya dönük çabaya,

1949 yılında yayımlanan Georg Orwell’in “1984” romanı edebiyattan bilinen bir örnektir.

(Gerçek ismi Eric Arthur Blair olan George Orwell 25 Haziran 1903’te doğmuştur ve 21 Ocak 1950’de ölmüştür.

George Orwell İngiliz edebiyatının 20. yüzyılda yetiştirdiği önemli yazarlardan birisidir.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört isimli romanı ve bu romanda oluşturduğu “Big Brother” – “Büyük Birader” kavramı ile ünlüdür.

Bu yapıtta hayali bir totaliter yönetim şekli anlatılmaktadır.

Bu yönetim biçimi halkın iletişimini ve düşüncesini dar ve kontrolü altındaki bir yola getirmek için “yeni konuşma” adındaki yapay dili kullanır.

Diğer bir edebî örnek de Sapir-Whorf Hipotezi'nin bulunduğu Jack Vance’e ait “Pao’nun savaş dilleri” isimli eseridir.

Yenilmiş bir yeryüzünü kontrol edebilmek için

Halkı esnaf, çiftçi, asker ve bilim adamı

Diye sınıflandırılan yeryüzünde sadece onlar için oluşturulmuş dili öğrenmelerine ve bu dili konuşmalarına izin verilecektir.

(Sapir-Whorf Hipotezi dil bilimininde, insan düşüncesinin yerel dillerden çok yoğun bir şekilde etkilendiğini gösteren bir çalışmadır.

Buna göre, her insanın kendi dilinde belirli bir düşünce yapısı vardır ve bu insan başka bir insanın dilini hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamaz.

Bu tartışmalara yol açan varsayım, ünlü dil bilimci Whorf tarafından oluşturulmuş,

Diğer bir dil bilimci Sapir tarafından da ortaya konulmuştur ve ikisinin tezi olarak sunulmuştur.

Dil ve hayvanlar

Hayvan dili

İnsanların bebeklik dönemlerinin ilk yaşlarında gırtlağı (larinks veya larenks) derinleşir.

Sadece çok az hayvanda bu durum benzer olabilir ve daha sonra sesler insanlarda olduğu gibi oluşur. 

Bâzı durumlarda da insanların dilsel ifadelerini de taklit edebilirler; mesela papağan, fok, yunus gibi.

Hayvanlar belirlenmiş bir işaret sistemini bilirler.

Bu duruma, arı dili veya hatta dans dili olarak da adlandırılan sallanarak dans eder gibi uçan arıların işaret sistemi örnek gösterilebilir.

O halde; düşünülen, gerçekten içgüdüsel olarak düzenlenmiş işaret davranışının gerektiği takdirde

İnsan diline ne derece benzerlik oluşturup oluşturmadığı sorgulanmalıdır.

Kuşların, yunusların veya primatların (memeliler sınıfından maymun ve benzeri hayvanları içerir)

İnsan fonetiğine benzer bir dili veya tamamen aynı bir dili bilip bilmediği ve hatta bu dilin yardımıyla karşılıklı haberleşip haberleşmedikleri tartışılmaktadır.

Burada görünüşe göre sadece gönderen ve alıcı arasındaki düzenlenmiş ve tek taraflı işaret yolu söz konusudur.

Bu duruma örnek olarak, hayvan sahiplerinin hayvanın terbiyesi sırasında köpeklerden yararlanması gösterilebilir.

Bilindiği gibi biz insanlar tarafından bilinen dil bunun aksine 3 sınıfa ayrılır:

Birinci sınıflandırmada anlam ayıran, yani kendi başlarına anlamları olmayan sesler bulunur.

İkinci sınıflandırmayı ise anlam taşıyan birimler veya anlam taşıyan morfemler (biçim birimleri) oluşturur.

Üçüncü sınıflandırmada kelime biçimlerinden, kelime gruplarından (ifadelerden, deyimlerden) ve cümlelerden oluşur.

Eğer bir hayvan yirmi ses oluşturabiliyorsa bu hayvan ses bakımından potansiyel olarak yirmi farklı işaret oluşturabiliyor demektir.

Bunun tersine insan dili seslerin ve ses dizimlerinin çok farklı değişkenliği sayesinde kendini belli eder.

Bunun için Wilhelm von Humboldt”un daha önceden belirttiği gibi sınırsız birleşim (kombinasyon) olasılıkları bulunmaktadır.

Wilhelm von Humboldt”un atıfta bulunduğu

Bu birleşimlerle insanların daha önceden hiç duymadıkları şeyleri de anlayabilecekleri veya ifade edebilecekleri de anlaşılmış oldu.

Ayrıca bunun o kadar kolay öğrenilemeyeceği ve bu yüzden de ancak taklit edilebileceği ortaya konuldu.

 

 

Dünyada Kaç Dil Var?

Şu an dünya üzerinde 7000’den fazla dil olduğu tahmin ediliyor.

İddialara göre bu dillerin neredeyse yarısı bu yüzyılın sonuna kadar yok olmuş olacak.

Bu her 14 günde bir dilin dünya üzerinden silinmesi anlamına geliyor. 

1999 yılında ABD Dilbilim Yaz Enstitüsü

Tarafından yayımlanan bir rapora göre,

Dünya üzerinde tek kişinin konuştuğu 51 dil var ve bunların 28’i Avustralya’da.

Bunun dışında 500 kadar dilin yüzün altında,

1500 kadarının binin,

3000 kadarının on binin ve

5000 kadarının da yüz binin altında konuşanı var.

Dünya dillerinin %96’sı, dünya nüfusunun yalnızca %4’ü tarafından konuşulduğuna göre, birçok dilin yok olmaya yüz tutması hiç de şaşırtıcı değil.

Yeryüzünde var olan dillerin %50’si iki dilli ya da çok dilli insanlar tarafından konuşulmaktadır.

Papua Yeni Gine’de 700’ün üstünde farklı dil vardır ve bunların üçte biri eğitim sisteminde kullanılmaktadır. 

Bugün yeryüzünde kaç dilin konuşulduğunu, kesin bir sayı vererek söylemek güçtür.

Bu güçlük, kimi lehçelerin bir dil durumuna gelmeleri;

Dolayısıyla ayrı birer dil sayılıp sayılamayacakları konusundaki kararsızlıktan,

Yeryüzünün iyi tanınmayan bölgelerinde daha işlenmemiş, incelenmemiş,

Yazı dili durumuna gelmemiş dillerin varlığından ve bir dile ya da dil ailesine bağlılığı kesinleşmemiş dillerin bulunmasından doğuyor. 

Bununla birlikte yeryüzünde konuşulan dil sayısıyla ilgili, dünya dilleri üzerinde yetkili bilginlerin işbirliğiyle hazırlanan

‘Les Langues du Monde’ adlı yapıtta, kesin bir sayı belirtmenin olanaksızlığına değinilmekte ve 2500-3500 kadar dilin varlığından söz edilmektedir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce yapılan iki sayıma göre

-lehçeler bir yana bırakılırsa-

Dünyada yaşamış ve yaşayan dillerin sayısı 2796’dır. 


Britannica Ansiklopedisi’nde

Bu sayı 2500-5000,

Americana Ansiklopedisi’nde ise 3000-4000’dir.

1940’lı yıllarda yapılan bir araştırmada lehçeleriyle birlikte dünyada 2967 (3.000) dilin konuşulduğu tespit edilmişti.

Bu sayıyı 5000’e,

6000’e,

Hatta biraz mübalağalı olarak 30000’e çıkaranlar da vardır.

UNESCO’nun 1998 yılındaki tespiti ise 6000 civarında dilin mevcudiyetidir.

1940 ile 1998 yılları arasında geçen 58 yıllık zaman diliminde 3000 dil farkının olması,

1940’larda yapılan sayımın iyi yapılmadığı veya aynı kökenden gelen bazı dillerin farklı dilmiş gibi

(Azerice-Türkiye Türkçesi gibi) kabul edilmediği izlenimi uyandırmaktadır. 

UNESCO, her yıl 10 dilin öldüğünü bildirmektedir.

Bu durumda yaşadığı sanılan 6.000 dilin bir kısmının 100 yıl içinde öleceği ve bu ölümlerin sonucunda geriye

İngilizce,

Almanca,

Fransızca,

İspanyolca,

Çince,

Malayca,

Endonezce gibi

6-7 dilin kalacağı tahmin ediliyor.

Meksika’da bir zamanlar 100 farklı dil konuşuluyordu.

İtalya’daki Etrüskler (MÖ VII-MS III. yüzyıl), Latinlerin baskısıyla dillerini kullanmamış ve Etrüskçe bugün ölü diller sınıfına girmiştir.

MÖ 2000 ile MS I. yüzyıla kadar Batı ve Orta Avrupa’da konuşulan Keltçe,

Toplumun Roma egemenliğine girip (MS I. yüzyıl) Latince konuşmak zorunda bırakılmasıyla ölmüştür.

Mezopotamya’daki

Sümerce

, Elamca,

Akkadca;

Anadolu’daki Luvice,

Urartuca,

Firigce,

Hititçe,

Lidyaca,

Likyaca

Ve Trakya’daki

Trakça,

Peş peşe gelen savaşlar ve bunların sebep olduğu nüfus kaybıyla yok olmuştur. 

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre, şu anda dünyada 7000 ile 8000 arasında dil var.

Konuşulan dillerin yarısının konuşan nüfusu 10 binden az.

Bu dillerin yaklaşık olarak 4/1’inin konuşan sayısı bin kişiden az.

Avustralya’da 108,

Hindistan’da 198 ve ABD’de 190 kadar dil,

Tehlikede olan diller sınıfına alındı. 

Amerikan George Washington üniversitesindeki dilbilimciler

7 ay süren bir araştırma sonucunda 1961’de, dünyada kaç dil konuşulduğunu ve bu dilleri ne kadar insanın konuştuğunu tespit etmeyi başarmışlardı.

Araştırmaların verdiği sonuca göre, dil, lehçe ve ağız olarak 1961’de dünyada 3 ile 6 bine kadar dil vardı.

Fakat bunlar arasında, her birini en az bir milyon insanın kullandığı ana dillerin sayısı

130’dan yukarı değildir. Bu 130 dil içinde 12 dil başta gelmektedir. 

Bunları kullananların sayısı da şu şekildedir:

Çince 1 milyar 100 milyon;

İngilizce 942;

Hintçe 380;

İspanyolca 570;

Rusça 260;

Almanca 210;

Japonca 130;

Arapça 585;

Bengali 259;

Portekizce 250;

Fransızca 220;

TÜRKİYE TÜRKÇESİ 95 ;

İtalyanca 85 milyon.

En az kullanılan diller,

Modern dil niteliği taşımaktan çok,

Çeşitli ülkelerin çeşitli bölgelerinde rastlanılan yerel lehçe ve ağızlardır.

Bunlar arasında da

Peru’daki Keçau lehçesi,

Filipinlerdeki İlonka lehçesi,

Afganistan’daki Peştu lehçesi

Sayılabilir. 

Birleşmiş Milletler

Tarafından tanınan

Ülkeler

Ve

Dilleri

Ülke Konuşulan Dil(ler)
A
Afganistan Peştu-Dari
Almanya Almanca
ABD İngilizce
Andorra Katalanca
Angola Portekizce
Antigua ve Barbuda İngilizce
Arjantin İspanyolca
Arnavutluk Arnavutça
Avustralya İngilizce
Avusturya Almanca
Azerbaycan Azerice
B
Bahamalar İngilizce
Bahreyn Arapça
Bangladeş Bangalce
Barbados İngilizce
Belçika Fransızca-Flamanca-Almanca
Belize İngilizce
Benin Fransızca
Beyaz Rusya Belarusça-Rusça
Bhutan Dzongka
Birleşik Arap Emirlikleri Arapça
Birleşik Krallık İngilizce
Bolivya İspanyolca-Quechua-Aymara Dili
Bosna-Hersek Boşnakça-Sırpça-Hırvatça
Botsvana İngilizce
Brezilya Portekizce
Brunei Malayca
Bulgaristan Bulgarca
Burkina Faso Fransızca
Burundi İngilizce-Fransızca-Kirundi
C-Ç
Cezayir Arapça
Cibuti Arapça-Fransızca
Çad Fransızca
Çek Cumhuriyeti Çekce
Çin Çince
D
Danimarka Danca
Doğu Timor Tetum-Portekizce
Dominika Fransızca
Dominik Cumhuriyeti İspanyolca
E
Ekvador İspanyolca
Ekvator Ginesi İspanyolca
El Salvador İspanyolca
Endonezya Endonezce
Eritre İngilizce
Ermenistan Ermenice
Estonya Estonca
Etiyopya Ahmarikçe
F
Fas Arapça
Fiji İngilizce-Fiji Dili-Hintçe
Fildişi Sahili Fransızca
Filipinler Filipince
Filistin Arapça
Finlandiya Fince-İsveçce
Fransa Fransızca
G
Gabon Fransızca
Gambiya İngilizce
Gana İngilizce
Gine Fransızca
Gine-Bissau Portekizce
Grenada İngilizce
Guatemala İspanyolca
Guyana İngilizce
Güney Afrika İngilizce-Yerel Diller
Güney Kore Korece
Güney Sudan İngilizce
Gürcistan Gürcüce
H
Haiti Fransızca
Hırvatistan Hırvatça
Hindistan Hintçe
Hollanda Hollandaca-Frizce
Honduras İspanyolca
I-İ
Irak Arapça
İran Farsça
İrlanda İngilizce-Galice
İspanya İspanyolca
İsrail İbranice-Arapça
İsveç İsveçce
İsviçre Almanca-Fransızca-İtalyanca-Romanşça
İtalya İtalyanca
İzlanda İzlandaca
J
Jamaika İngilizce
Japonya Japonca
K
Kamboçya Khmerce
Kamerun Fransızca
Kanada İngilizce-Fransızca
Karadağ Karadağca
Katar Arapça
Kazakistan Kazakça
Kenya İngilizce-Svahili
Kıbrıs Cumhuriyeti Türkçe-Yunanca
Kırgızistan Kırgızca
Kiribati İngilizce
Kolombiya İspanyolca
Komorlar Arapça-Fransızca-Komorca
Kongo Cumhuriyeti Fransızca
Kongo DC Fransızca
Kosta Rika İspanyolca
Kuveyt Arapça
Kuzey Kore Korece
Küba İspanyolca
L
Laos Laoca
Lesotho İngilizce-Sotho Dili
Letonya Letonca
Liberya İngilizce
Libya Arapça
Lihtenştayn Almanca
Litvanya Litvanca
Lübnan Arapça
Lüksemburg Fransızca-Almanca-Lüksemburgça-
M
Macaristan Macarca
Madagaskar Fransızca-Malgaşça
Makedonya Makedonca-Arnavutça
Malavi İngilizce
Maldivler Dhivehi
Malezya Malayca
Mali Fransızca
Malta İngilizce
Marshall Adaları İngilizce
Mauritius İngilizce
Meksika İspanyolca
Mısır Arapça
Mikronezya Federal Devletleri İngilizce
Moğolistan Moğolca
Moldova Romence
Monako Fransızca
Moritanya Fransızca-Arapça
Mozambik Portekizce
Myanmar Burmaca
N
Namibya İngilizce
Nauru İngilizce-Nauruca
Nepal Nepali
Nikaragua İspanyolca
Nijer Fransızca
Nijerya İngilizce
Norveç Norveçce
O-Ö
Orta Afrika Cumhuriyeti Fransızca
Özbekistan Özbekçe
P
Pakistan Urduca-İngilizce
Palau İngilizce-Palau Dili
Panama İspanyolca
Papua Yeni Gine İngilizce
Paraguay İspanyolca
Peru İspanyolca
Polonya Lehce
Portekiz Portekizce
R
Romanya Romence
Ruanda Fransızca-İngilizce
Rusya Rusça
S-Ş
Saint Kitts ve Nevis İngilizce
Saint Lucia İngilizce
Saint Vincent ve Grenadinler İngilizce
Samoa Samoaca-İngilizce
San Marino İtalyanca
São Tomé ve Príncipe Portekizce
Senegal Fransızca
Seyşeller Fransızca-İngilizce- Seychellois Creole
Sırbistan Sırpça
Sierra Leone İngilizce
Singapur İngilizce-Mandarin-Malayca-Tamilce
Slovakya Slovakça
Slovenya Slovence
Solomon Adaları İngilizce
Somali Arapça-Somalice
Sri Lanka Sinhala-Tamilce
Sudan Arapça-İngilizce
Surinam Flemenkçe
Suriye Arapça
Suudi Arabistan Arapça
Svaziland İngiliz-Swati
Şili İspanyolca
T
Tacikistan Tacikçe
Tanzanya İngilizce
Tayland Taylandca
Togo Fransızca
Tonga İngilizce
Trinidad ve Tobago İngilizce
Tunus Arapça
Tuvalu İngilizce-Tuvalu Dili
Türkiye Türkçe
Türkmenistan Türkmence
U-Ü
Uganda İngilizce
Ukrayna Ukraynaca
Umman Arapça
Uruguay İspanyolca
Ürdün Arapça
V
Vanuatu İngilizce-Fransızca
Vatikan Latince-İtalyanca
Venezuela İspanyolca
Vietnam Vietnamca
Y
Yemen Arapça
Yeni Zelanda İngilizce
Yeşil Burun Adaları Portekizce
Yunanistan Yunanca
Z
Zambiya İngilizce
Zimbabve İngilizce

Birleşmiş Milletler tarafından tanınmayan veya kısmen tanınan ülkeler ve dilleri

Ülke Konuşulan Dil(ler)
Abhazya Abhazca
Sahra Dem. Arap Cumh. Arapça
Dağlık Karabağ Ermenice
Güney Osetya Rusça-Gürcüce
Kosova Arnavutça-Sırpça
KKTC Türkçe
Somaliland Somalice-Arapça-İngilizce
Transdinyester Rusça-Ukraynaca-Moldovaca

                                                                 

*

***

*********

*******************

********************************

''''''ÖNEMLİDİR'''''''

PAYLAŞIMLARIMIZ 

GOOGLE VE DİĞER  ARAMA  MOTORUNDA  YAYINLANMIŞ 

ÇEŞİTLİ  ÇALIŞMALARDAKİ  ALINTILARDAN OLUŞMAKTADIR  VE  TAMAMEN BİZE  İLGİNÇ  GELEN  KONULARIN 

PAYLAŞIMINDA  FAYDA SAĞLAYABİLECEĞİMİZ DÜŞÜNCESİNDEN HAREKETLE ORTAYA  ÇIKMIŞTIR

VE

TİCARİ  DEĞİLDİR..

 

BİLGİ  AKTARIMLARIMIZDA  SAKINCALI  VEYA  PAYLAŞIMI  İSTENMEYEN ALINTILAR  OLURSA UYARILDIĞIMIZDA  PAYLAŞIMLARIMIZDAN  ÇIKARILACAKTIR...!!