37 : ) BİTGİLERİN TARİÇESİ.....? / 20-08-2013

 

 

 

BİTGİLERİN 

    TARİHÇESİ......? 

 

 

Tıbbın gelişim hikayesi: Bitkiler ve sağaltım - 2ladd

 

Bitkiler (Latince: Plantae), 

Fotosentez yaparak kendi besinini üretebilen, 

Ökaryotik,

Ağaçlar,

Çiçekler,

Otlar,

Yosunlar

Ve benzeri

Organizma'ları

İçinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemidir.

Fotosentezi sadece bitkilerle beraber bazı tek hücreli canlılar yapar.

Bitkiler, topluluk halinde yaşarlar.

Bitkilerin bir bölgede oluşturdukları örtüye bitki örtüsü denir. 

Flora, bir bölgede yetişen bütün bitki türlerinin hepsine denir.

Herhangi bir bölgenin yaşam koşullarında gelişen, benzer ekolojik yapı içeren bitki topluluğuna vejetasyon denir.

Bunlar 4 sınıftır: 

Ormanlar (her zaman yeşil tropikal yağmur)

Subtropikal, 

Orta kuşak, 

Sert yapraklı,

İğne yapraklı, 

Kışın yaprak dökenler,

Muson ormanları,

Tropikal kuru,

Mangrov, 

Galeri, bataklık),

 Çalılar (maki, garig, psödomaki), 

Otlar (savan, step, çöl), 

Tundra.

Bitkilerin yetişmesini etkileyen birçok faktör vardır.

Bunlar;

Ekvatora uzaklık,

Denizden yükseklik(rakım),

Arazi eğimi,

Işık,

Sıcaklık,

Nem,

Yıllık yağış miktarı,

Toprak içeriği,

Canlı faktörler (insan, hayvan, diğer bitkiler, mikroorganizmalar)'dir .

Bitkiler, fotosentezle ekolojik dengeyi sağlamada temel rol oynadıklarından, canlılar dünyasında çok önemli yere sahiptirler.

Bitkiler aleminin 350.000'e yakın türü mevcuttur.

2004 itibarıyla 287.655 bitki türü tanımlanmıştır.

Bunlardan 258.650'si çiçekli bitkilerden,

15,000'i de yosunlardan 

Olarak tanımlanmıştır.

Bitkiler genelde ototrof (özbeslek) organizmalardır ve enerjilerini güneş ışığından alırlar.

Birçok bitki kloroplastları sayesinde fotosentez ile organik bileşiklerini üretir. Bitki hücreleri genellikle kareye benzer şekildedir.

Bitkiler, tohumsuz bitkiler (Cryptogamae) ve tohumlu bitkiler (Spermatophyta) olmak üzere iki büyük gruba ayrılır:

 

 

 

 

Tohum"la tohumsuz bitkilerden ayrılırlar.

Üreme ve yayılma organı olan tohum, iki şekilde oluşturulabilir ve tohumlu bitkiler buna göre iki büyük bölüme ayrılır:

  • Açık Tohumlu Bitkiler - Gymnospermae:
  •  
  • Tohum taslakları, meyve yaprakları tarafından örtülmeden açıkta tohum meydana getiren bitkilerdir.

Açık tohumlu bitkileri genellikle ağaçlar ya da ağaççık formundaki odunsu bitkiler oluşturur.

Genellikle herdem yeşil olup, yaprakları çoğunlukla iğnemsi şekildedir.

Bu yüzden de,

Kuraklığa dayanıklıdırlar.

  • Kapalı Tohumlu Bitkiler - Angiospermae Tohum taslakları, meyve yapraklarının birleşmesiyle oluşan odacık içinde kapalı olarak tohum geliştiren bitkilerdir.

Kapalı tohumlular, açık tohumlulara göre daha gelişmişlerdir.

Genellikle otsu, odunsu ve çalı formunda olurlar.

Çoğunun kültürü yapılır ve ekonomik önemleri vardır.

Kapalı tohumlular, iki çenekliler

 (Magnoliopsida, Dicotyledoneae)

Ve bir çenekliler 

(Liliopsida, Monocotyledoneae) olmak üzere

2  Sınıfa ayrılır.

Dünya üzerindeki her canlı evrim geçirerek modern haline ulaşmıştır.

Sadece hayvanlar ve bitkiler değil, bakteriler, arkeler, protistalar ve mantarlar da nesiller boyunca evrim geçirmişlerdir, geçirmektedirler ve geçireceklerdir.

Bitkilerin evrimi de, ihtiva ettiği türlerin sayı ve çeşitliliği düşünülecek olursa, fazlasıyla geniş bir cevabı hak etmektedir;

"Bitkiler nasıl evrimleşti?" diye sorulduğunda, gelmiş geçmiş en büyük taksonomik alemlerden birinini genel evrimi sorulmaktadır.

Dünya'da sadece damarlı bitki türlerinin sayısının

391.000 civarında olduğu düşünülecek olursa, ne kadar geniş bir çeşitlilikten bahsettiğimiz daha iyi anlaşılabilir.

Bu canlıların her biri, ortak ataları paylaşmakla beraber, kendi bağımsız evrimsel yolaklarından geçerek bugünkü hallerine ulaşmışlardır.

Yüz binlerce diğer tür ise, günümüze ulaşamayarak yok olmuştur.

Bu türlerin varlıkları hakkındaki bilgileri fosiller aracılığıyla alabilmekteyiz.

Dolayısıyla sadece "Çam ağaçlarının evrimi nasıldır?" diye bir soru bile upuzun ve detaylı bir analizi hak etmektedir.

Buna rağmen, bitkilerin evrimine dair genel bir harita vermeye çalışacak olursak:

Bitkileri var edecek ilk canlılar, diğer canlılara göre gerçekten çok eskilerde yaşamıştır.

Fotosentez yapabilen

İlk tek hücreli bakteriler olan

Siyanobakteriler ilk defa yaklaşık 3.5 milyar yıl önce evrimleşmiştir ve 2.8 milyar yıl öncesine kadar sayılarını iyice arttırarak bizlere trilyonlarca fosil bırakmıştır.

Bu bakteriler, daha sonradan oksijen üretimleri sayesinde

Dünya'daki oksijen miktarını hızla arttırmışlar,

Böylece oksijensiz solunumdan oksijenli solunuma evrimi tetiklemişlerdir

(oksijenin en başlarda tüm hayvanlara bir zehir etkisi yaptığını ve pek çok türün oksijen sebebiyle yok olduğunu belirtmek gerekir).

Daha sonradan, ökaryotların evrimleşmeye başlamasıyla

(Bkz: Endosimbiyotik Teori), siyanobakteriler serbest olarak işlev görmekten çok, diğer hücrelerin içerisinde bir organel olarak işlev görmeye başlamışlardır.

Bu sayede ökaryotlar da, daha aktif ve organize bir şekilde fotosentez yapabilmeye başlamışlar,

Milyonlarca yıllık evrim sonucunda da siyanobakteriler, diğer hücre bünyesinde kloroplastlara evrimleşmişlerdir.

Bundan sonra, ökaryotik hücreler de evrimlerini sürdürmüş, kloroplastların da evrimi sayesinde çok daha etkinleşmişlerdir.

Bu ökaryotların bitkiler açısından en önemli adımlarından biri, 3 milyar ila 1.2 milyar yıl öncesi arasında evrimleşen tek hücreli ökaryotik yeşil alglerdir.

İlk dönemlerine bu algler tabakalar halinde oluşmuş ve okyanus içi ve yüzeylerinde birikmişlerdir.

Daha sonraları, Kambriyen Patlaması dediğimiz dönem öncesi, sırası ve sonrasında, çok hücrelilik gelişmeye başlamıştır.

Bundan 450 milyon yıl önce,

Ordovisyen Dönemi'nde ilk defa bitkiler karaya çıkmaya başlarlar ve buldukları engin, boş alanlarda hızla yayılmaya ve evrimleşmeye başlarlar.

420 milyon yıl önce Silüryen Dönem'de ise evrim hızlarının doruğuna ulaşırlar ve inanılmaz bir hızla çeşitlenirler.

Bu çeşitlenme,

İskoçya'da bulunan Rhynie Silisi denen fosil yatağında çok net bir şekilde görülmektedir.

Günümüzden 370 milyon yıl kadar önce, Orta Devonyen Dönem'de ise günümüzdeki bitkilerin çoğu ve ataları evrimleşerek ortaya çıkmıştır.

Bu dönemde kökler ve yapraklar oluşmaya başlamıştır.

350 milyon yıl öncesindeyse tohumlar ve tohumlu bitkiler evrimleşmeye başlamıştır.

Tohumların evrimi ve karmaşıklaşma sayesinde uzun ağaçlar evrimleşmeyi başarmış ve ayakta kalabilmeye başlamıştır.

Bitkilerin evrimini, Permiyen-Triyasik Kitlesel Yok Oluşu dahi durduramamıştır.

Günümüzden 251.4 milyon yıl önce gerçekleşen ve denizlerdeki türlerin %96'sını, karasal omurgalı hayvanların

(bu dönemde karaya çıkış çoktan gerçekleşmiştir, bitkilerin evrimini ele aldığımız için bahsetmedik)

%70'ini, böcek türlerinin bir kısmını yok eden bu kitlesel yok oluş

(Bkz: Kitlesel Yok Oluşlar ile ilgili yazımız),

Bitkileri göreceli olarak az etkilemiştir.

En büyük etkisi, bitkilerin organizasyonlarının değişmesi üzerinde olmuştur.

Günümüzden 200 milyon yıl öncesinde,

Triyasik Dönem'de ise ilk defa çiçekli bitkiler evrimleşmeye başlamıştır.

Bu evrimleri günümüzden 140 milyon yıl öncesi ile 65 milyon yıl öncesi arasını kapsayan

Kretase Dönem'de ve 65 milyon yıl öncesiyle 2 milyon yıl öncesine kadar süren Tersiyer Dönem'de tavan yapmış, son derece hızlanmış ve çeşitlenmiştir.

Erken Kretase Dönem'de, günümüzden 130 milyon yıl öncesinde, ilk defa günümüzdeki çiçeklere benzeyen yapılar fosilleşmiştir.

Günümüzden 40 milyon yıl önce, ilk defa otlar evrimleşmiş ve çok yüksek bir başarıyla ulaşarak

Dünya'nın dört bir yanına yayılmışlardır.

Bu başarılarının arkasında boyutlarının küçük olması, düşük karbondioksit seviyelerinde hayatta kalabilmeleri, vs. yatmaktadır.

Evrimsel tarihi dallanıp budaklandırmak ve çeşitlendirmek mümkündür.

Ancak konunun genel hatlarının anlaşılması açısından bu kadar detay yeterli olacaktır.

Bilim insanları, 

Hindistan'ın Madhya Pradeş eyaletinde

Keşfedilen ve yaklaşık 1,6 milyar yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen 

Kırmızı yosun fosillerinin dünyanın en eski bitkisi olabileceğini ileri sürdü.

İsveç Doğa Tarihi Müzesi'nden

Prof. Dr. Therese Sallstedt başkanlığındaki araştırma ekibi,

Chitrakoot şehri yakınlarında tortul kayalar içinde yeni fosiller buldu.

 Araştırmacılar, bu fosillerin, bitkiler ve çok hücreli organizmaların geçmişinin bugüne dek bilinenden

400 milyon yıl daha geriye gittiğinin kanıtı olabileceğine işaret etti. 

Fosilleşen bitkinin, bir tür deniz yosunu olan kırmızı yosunun hücre biçimi ve yapısını içerdiğini belirten araştırmacılar,

1,6 milyar yıl öncesine ait fosillerin ilave kanıtlarla desteklenmesi halinde özel olarak bitkilerin,

Genel olarak da çok hücreli canlıların geçmişine dair en eski bulgu sayılabileceğini kaydetti. 

Araştırmacılar, geçmişte okyanus tabanı olan bölgede bulunan bir kısmı ipliksi,

Bir kısmı etli yapıdaki bitki fosillerde "kloroplast" denilen, hücre içinde fotosentez yapmayı sağlayan organellere benzer unsurlar keşfettiklerini bildirdi.

Söz konusu unsurların kompleks hücre yapısının kanıtı olduğu vurgulandı. 

Yeryüzünde tek hücreli canlı yaşamına dair izler yaklaşık 3,5 milyon öncesine dayanıyor.

Küf ve bitki fosillerine dayanan çok hücreli yaşamın ilk bulguları ise 1,2 milyar yıl öncesine ait. 

Araştırmanın bulguları çevrimiçi bilim yayını PlOS Biology'de yayınlandı.

 

Yeşil bir gezegende yaşıyoruz.

Bize bu gayet sıradan, alışılmış ve dolayısıyla önemsiz geliyor ama bitkiler

Dünya üzerinde yaşayan en önemli canlılar.

Bitkilerin karaya çıkışı, minik karıncalardan devasa dinozorlara kadar tüm hayvanların yaşamına olanak tanıdı.

Peki acaba bunu ilk yapanlar kimlerdi; yeşil öncüler hangileriydi ve karaya çıkmanın yolunu nasıl bulabildiler?

Milyonlarca yıl boyunca, fotosentez yapan ilk organizmalar olan 

Siyanobakteriler'de 

Dahil olmak üzere, her şey denizlerin altında varoldu.

Bu bakteriler, o zamanlar yaşamakta olan tüm diğer organizmalar gibi basit tek hücrelilerdi.

Onları diğerlerinden ayıran şey ise hücrelerinde bulunan klorofildi. Bu yeşil pigment, ışık enerjisini soğurmak için kullanılıyordu.

Eskiden 

"mavi-yeşil alg" 

dıyla bilinen bu küçük canlılar, güneş ışığını besine çeviriyor ve atık ürün olarak oksijen salınımı yapıyorlardı.

Onlar sayesinde su kısa sürede solunabilir oksijen ile dolacak ve sonraları havaya karışarak, atmosferde birikmeye başlayacaktı.

Erken dönem siyanobakterileri, aynı zamanda

Dünya'nın pek çok mikrobiyal ekosisteminin, yani bugün halen

 stromatolit 

Yatakları biçiminde görebildiklerimizin benzerlerinin belkemiği durumundaydı.

Stromatolitler ilk bakışta katmanlı kaya öbekleri gibi görünebilir;

Fakat aslında siyanobakteriler tarafından yapılandırılmış mikrobiyal örtülerdir.

Siyanobakteriler 3,5 milyar yıldan bu yana yaşıyor ve çok sayıda sualtı ortamına yayılmış durumdalar.

Çoğu zaman fark edilemeseler de, bazen Batı Avustralya'daki Köpekbalığı Koyu'nda yaptıkları gibi örtüler oluşturuyorlar.

Siyanobakteriler milyarlarca yıl boyunca, sualtındaki kolonilerinde kalarak, baskın fotosentetik yaşam formu oldu.

1,6 milyar yıldan fazla süre önce, ikinci bir fotosentetik organizmalar grubu belirdi: 

Algler:  Ökaryottur; 

Yani hücrelerinin içinde

"organel"

Adı verilen özelleşmiş (belirli görevleri olan, işbölümü yapan) yapılar vardır.

 Kloroplast adı verilen organel, tüm alglerde ve kara bitkilerinde bulunur.

Hücrede fotosentezin gerçekleştiği yer bu organeldir. Kara bitkilerinin ilk ataları, yaklaşık 500 milyon yıl önce yeşil alglerden evrilmiştir.

Tüm organizmalar için karada yaşam, yerçekimine karşı sürekli bir mücadele anlamı taşır. 

Gezegenin kütleçekim kuvveti ile savaşabilmek ve yumuşak içorganlarını koruyabilmek için

Uygun bir iç yapıya sahip olmak zorundadırlar.

Bitkiler söz konusu olduğunda, onları zeminden yukarıda tutacak bir iç destek sistemi gerekmiştir.

Aralarında yosunların ve koyunotunun (kızılyaprağın) da bulunduğu damarsız bitkiler, karaya çıkan ilk bitkilerdendir.

Pek bir içsel destek sistemleri olduğu söylenemez ama aynı iş için biraz daha basit bir malzemeye sahiptirler.

Bir su kütlesi ile temas etmeden yaşayamazlar ve eğer onları çevreleyen ıslak bir ortam yoksa, kısa sürede kuruyup ölürler

. Bu kısıtlamaların anlamı, bitkiler karayı fethetmeye başladıklarında, gezegene yayılamayacakları anlamına gelir.

Yerçekimi ile gerçekten savaşan ilk bitkiler, damarlı bitkiler olmuştur.

Bitkinin her yanına suyu ve besini taşımak için özel doku tipleri geliştirmişlerdir.

Damarlı bitkilerde, bitki kökünün iç kısmı boyunca su ve besin taşınımı için sırasıyla

 Odun boruları (ksilem) ve Soymuk boruları (floem)

Bulunur.

Bu damarsı dokular, bitkinin kuvvetlendirici iç iskeletidir. Bitki bu sayede yerçekimine karşı koyarak göğe doğru büyüyebilir.

Yerçekimi ile gerçekten mücadele eden ilk bitkiler,

Yaklaşık 433 milyon yıl önce,

Yani Silüryen Dönem'de

Ortaya çıkmıştır.

O küçük bitkilerin, dallanmış bir kök tarafından birbirlerine bağlı olan spor üretici organları vardı.

Yeraltındaki kök benzeri rizoitleri (köksüleri) suyu emiyor ve bitkinin ana gövdesini desteklemek için bir çıpa görevi görüyordu.

Böyle bitkilerden kalma fosillere ilk olarak

İngiltere'deki Shropshire'da rastlanmıştır.

"Kuksonya" (İng. Cooksonia)

Adı verilen bu bitkiler, en azından

Erken Devonyen Dönem'e dek Dünya florasının önemli bir parçası olmuşlardır.

Şu anda onların sadece sporofitleri yani eşeysiz parçaları biliniyor.

Günümüzde de yaşayan eğrelti otu ve diğer ilkel bitkiler gibi,

Bu bitkilerin de patlayarak sporları etrafa saçan spor keseleri vardı.

"Kuksonya" bitkisini betimleyen bir çizim . (Telif: Eleonora Di Cuffa@flickr)

 

Bugün bu bitki gözümüze yabancı ve çok basit gibi görünse de,

Karaya çıkan ilk hayvanlardan bazılarının yuvası

Kuksonya cangılları

Olmuştu.

 Shropshire faunası,

Çok çeşitli böceklerin, örümceklerin ve çalılıklarda gezinen başkalarının arasında, bugün bile tanınabilirdi.

Sualtında yaşayan kuzenlerinden daha ufak-tefek olan o canlılar,

Yerçekiminin etkilerine karşı koyabilmek ve içorganlarını koruyabilmek için kitin dış iskeletler geliştirmişlerdi.

Bu fosil toplulukların en iyi görülebildiği yerlerden biri İskoçya'daki Rhynie Chert'tir.

Bu inanılmaz kaya oluşumu, ilk damarlı bitkilerden bazılarının gölgesinde yaşayan bir hayvan topluluğu içeren,

Başkalarına hiç benzemeyen bir ekosistem sergiler.

Oluşumun kendisi, Yellowstone'dakine benzeyen volkanik kaplıcalar tarafından biçimlendirilmiştir. 

Rhynie, lagerstätte 

Adı verilen bir oluşum türüne örnektir.

Bu tür oluşumlar, çok sayıda organizmayı etkileyici ayrıntılarla birlikte koruyabilir.

 Böyle biriktirici ortamların oluşumu, sualtında ölen organizmaların çöküntü tarafından bütünüyle örtülmesi ile gerçekleşir.

 Rhynie'de bu olay bir kaplıca ortamında olmuştur.

Oradaki tüm bitkiler, volkanik kaplıcalardan gelen silika zengini su tarafından kaplanarak, hızla gömülmüştür.

Rhynie bitkilerinde gerçek yapraklar bulunmaz, ama şekilleri her zamankinden daha fazla çeşittedir. 

Rayniya (İng. Rhynia) bu türe tipik bir örnektir

(Üst görselde, su kenarında görülen ufak bitki Rayniya).

Kuksonya'dan ve diğer bazı erken dönem damarlı bitkilerinden daha dallıdır; yine de gövde yapıları dikkate değer ölçüde benzerdir.

Genellikle doğrudan kaplıcaların etrafında değil de, kumlu yüzeylerde yetişmiştir.

Oradaki en büyük bitkilerden biri ise yaşam alanının su birikintilerinde yetişen "Asteroksilon"dur (İng. Asteroxylon).

Zamanının devi olan bu bitkinin 40 cm'lik köklerinin çapı 12 mm kadar genişleyebiliyordu

(Üst görselde, sağ ve sol yanlarda görülen bitkiler Asteroksilon).

Rayniya'nın pek yakın bir akrabası sayılmazdı.

Daha ziyade, günümüzde yaşayan

"kurtayağı" (İng. club moss)

Bitkisine yakındı.

Fakat bugünkü kurtayağından farklı olarak, asteroksilonun gerçek yaprakları yoktu.

Spor keselerini hala yukarıda tutuyordu ve kuzenlerinden daha sert köklerle destekliyordu.

Kökü, pul benzeri çıkıntılarla kaplıydı; tıpkı kurtayağının en ilkel atalarında olduğu gibi.

Yaklaşık 1 metre kadar yükselebiliyordu ve bir süre için güneşe ulaşma yarışının galibi gibi görünmüştü.

Rhynie bölgesi,

Kuşkusuz Asteroksilon gibi ilkel kurtayağı bitkileri ile doluydu;

Her birinin kendine özgü yöntemleri vardı.

Mevki bölüntüleme, türler arası rekabetin azalması anlamına geliyordu.

Ama o küçük ormancıklar hala suya bağımlıydı.

Oldukça büyümeyi başarmakla birlikte yine de varolan en büyük organizmalar da değillerdi.

Bilimcileri 1843 senesinden bu yana ikiye bölen bir başka gizemli organizma, bu şampiyonluğun sahibiydi.

Adı Prototaksites olan söz konusu canlının fosilleri, çok büyük ağaç gövdelerine benzerdi

(Üst görselde, en arka ortada görülen organizma Prototaksites).

Fakat aslında çok büyük bir mantargil türü olduğu ve kütük benzeri fosillerin de mantargilin meyve veren gövdesi olduğu düşünülüyor.

Bunların en uzunlarından bazıları 8 metreye kadar ulaşarak, bitki komşularının hepsine tepeden bakabiliyordu

Ama dev mantarların dönemi çok sürmedi.

Geç Devonyen Dönem'e gelindiğinde,

Kurtayağı daha da büyümeye başlamış ve yerçekimine karşı daha güçlü bir teçhizata sahip olmuştu.

Devasa mantar, bu sürekli evrilen ortamda kendine yer bulamadı ve konumunu bitkilere kaptırdı.

Bitkilerin yarışta öne geçmesini sağlayan şey, odunlaşmalarıydı.

Odunlaşma, bitkilerin çok çeşitli ortamlarda dev boyutlara erişmelerine olanak tanıyan bir uyumlanmaydı.

Bu adaptasyon, sonraki 400 milyon yıl için kara bitkilerinin yazgısını değiştirmiş oldu. 

 

Bitki

 
Gezinti kısmına atlaArama kısmına atla

Bitkiler (Latince: Plantae), 

Fotosentez yaparak kendi besinini üretebilen, 

Ökaryotik, ağaçlar, çiçekler, otlar, yosunlar ve benzeri organizmaları içinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemidir.

Fotosentezi sadece bitkilerle beraber bazı tek hücreli canlılar yapar.

Bitkiler, topluluk halinde yaşarlar. Bitkilerin bir bölgede oluşturdukları örtüye bitki örtüsü denir.

 Flora, bir bölgede yetişen bütün bitki türlerinin hepsine denir.

Herhangi bir bölgenin yaşam koşullarında gelişen, benzer ekolojik yapı içeren bitki topluluğuna vejetasyon denir

. Bunlar 4 sınıftır:

 Ormanlar her zaman yeşil tropikal yağmur,

Subtropikal,

Orta kuşak,

Sert yapraklı,

İğne yapraklı,

Kışın yaprak dökenler,

Muson ormanları,

Tropikal kuru,

Mangrov,

Galeri,

Bataklık), 

Çalılar (maki, garig, psödomaki), 

Otlar (savan, step, çöl), 

Tundra.

Bitkilerin yetişmesini etkileyen birçok faktör vardır.

Bunlar; ekvatora uzaklık, denizden yükseklik(rakım),

 

Arazi eğimi, ışık, sıcaklık, nem, yıllık yağış miktarı, toprak içeriği, canlı faktörler (insan, hayvan, diğer bitkiler, mikroorganizmalar)'dir .

Bitkiler, fotosentezle ekolojik dengeyi sağlamada temel rol oynadıklarından, canlılar dünyasında çok önemli yere sahiptirler.

Bitkiler aleminin 350.000'e yakın türü mevcuttur. 2004 itibarıyla 287.655 bitki türü tanımlanmıştır.

Bunlardan 258.650'si çiçekli bitkilerden, 15,000'i de yosunlardan olarak tanımlanmıştır.

Bitkiler genelde ototrof (özbeslek) organizmalardır ve enerjilerini güneş ışığından alırlar.

Birçok bitki kloroplastları sayesinde fotosentez ile organik bileşiklerini üretir. Bitki hücreleri genellikle kareye benzer şekildedir.


Bitkiler,

Tohumsuz bitkiler (Cryptogamae)

Ve

Tohumlu bitkiler

(Spermatophyta)

Olmak üzere 

İki büyük gruba ayrılır:

 

Tohumsuz/Çiçeksiz bitkiler

Tohumsuz bitkiler sporla çoğalırlar.

Bu bitkilerin çoğu kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi organ farklılaşmalarını belirgin olarak göstermezler.

Bitkinin tümü aynı yapıda, yapraksı ya da şeritsidir ve bu yapıya "tallus" denir.

Talluslu bitkilere "Thallophyta" denilmektedir.

Daha gelişmiş olan ve organ farklılaşmaları gösteren bitkilere ise

"Kormophyta",

Bu tip yapıya da

"Kormus"

Denir.

Suyosunları (algler), karayosunları (Bryophyta), ciğerotları, boynuzotları, yapraklı karayosunları ve vasküler bitkileri (fosil türler ve eğrelti otları gibi) içeren takımdır.

 

Tohumlu/Çiçekli Bitkiler

Tohumlu bitkiler bulundurdukları "tohum"la tohumsuz bitkilerden ayrılırlar.

Üreme ve yayılma organı olan tohum,

İki şekilde oluşturulabilir ve tohumlu bitkiler buna göre iki büyük bölüme ayrılır:

  • Açık Tohumlu Bitkiler - Gymnospermae:
  • Tohum taslakları, meyve yaprakları tarafından örtülmeden açıkta tohum meydana getiren bitkilerdir.

Açık tohumlu bitkileri genellikle ağaçlar ya da ağaççık formundaki odunsu bitkiler oluşturur.

Genellikle herdem yeşil olup, yaprakları çoğunlukla iğnemsi şekildedir.

Bu yüzden de, kuraklığa dayanıklıdırlar.

  • Kapalı Tohumlu Bitkiler - Angiospermae Tohum taslakları,
  • Meyve yapraklarının birleşmesiyle oluşan odacık içinde kapalı olarak tohum geliştiren bitkilerdir.

Kapalı tohumlular, açık tohumlulara göre daha gelişmişlerdir.

Genellikle otsu, odunsu ve çalı formunda olurlar.

Çoğunun kültürü yapılır ve ekonomik önemleri vardır.

Kapalı tohumlular, iki çenekliler (Magnoliopsida, Dicotyledoneae) ve bir çenekliler (Liliopsida, Monocotyledoneae) olmak üzere 2 sınıfa ayrılır.

 

1

Dünyanın En Büyük Bitkisi:

Rafflesia Arnoldii

Rafflesia, dünyanın en büyük çiçeğine sahip. 1818 yılında Endonezya Yağmur Ormanlarında bulundu.

Ağırlıklı olarak Güney Asya’da bulunan çiçek yaprak, kök ve gövdeye sahip değil.

Ağırlığı 11 kilograma kadar ulaşabilen Rafflesia, 1 metreye kadar büyüyebiliyor ve yalnızca 2 hafta yaşıyor.

 

rafflesia arnoldi

 

2

Dünyanın En Küçük Bitkisi:

Wolffia Angusta & Wolffia Globosa

Dünyanın en küçük çiçekli bitkisidir. Akarsuların ve göletlerin yüzeyinde yaşar. Gövdesi 1 mm’den kısadır, uzunluğu ise ortalama 0.6 mm’dir.

wolffia arrhiza

 

3

Dünyanın En Büyük Yapraklı Bitkisi:

Raffia Palm (Rafya Palmiyesi)

Tropik Afrika ve Amerika’da görülen rafya, dünyanın en uzun yapraklarına sahip olan bir palmiye türü.

Raphia australis

 

4

Dünyanın En Büyük Mantarı:

Armillaria Ostoyae (Bal Mantarı)

Dünyanın en büyük mantarı ve yaşayan organizması, kapladığı yaklaşık 2.200 hektar büyüklüğüyle Malheur Ulusal Ormanları’nda (ABD) bulundu. 3 metre yerin altına inen dev mantarın, 2.400 yıldır büyüdüğü hesaplanmıştır.

Armillaria ostoyae

 

5

Dünyanın En Büyük Tohumu:

Lodoicea Maldivica

Seyşeller Takımadalarına özgü Coco-de-Mer palmiyesinin çekirdeklerinin çevresi 3 metreye ulaşabiliyor.

Lodoicea Maldivica

 

6

Dünyanın En Küçük Tohumları:

Orchidaceae

Tropik yağmur ormanlarında yetişen bazı orkide türleri, toz parçacıkları kadar küçük tohumlara sahiptir.

Orchidaceae

 

7

Dünyanın En Yaşlı Ağacı:

Bristlecone Pines (Pinus Longaeva)

California, Nevada ve Utah’ta bulunan Bristlecone çamları, 4.500 yıldan daha uzun zamandır yaşıyorlar. En yaşlısının ise 4700 yıldan uzun zamandır yaşadığı düşünülüyor.

Gnarly Bristlecone Pine

 

8

Dünyanın En Eski Yaşayan Fosili:

Ginkgo Biloba (Mabet Ağacı)

Hiçbir yakın türü ya da benzeri bulunmayan Mabet Ağacı,

botanikçiler tarafından ayrı bir alanda inceleniyor. Sınıfının içinde tek bir takım, takımının içinde tek bir familya ve tek cins olan Ginkgo;

bilinen, yaşayan fosil türlerinden en eskisi.

Mabet Ağaçlarının atalarının dinozorların yaşadığı yıllardan itibaren yeryüzünde olduğu düşünülüyor.

Ginkgo biloba

 

9

Dünyanın En Zehirli Bitkileri

Bu başlık altında birden fazla bitki yer alıyor. Su baldıranının küçük bir parçası bile insanı kolayca öldürebiliyor.

Bıldırcınotu (kurtboğan, kaplanboğan), Avrupa’nın en zehirli bitkisi kabul ediliyor. Ayrıca hintyağının tek bir tohumu da insanı öldürebilecek oranda risin içeriyor.

aconite

 

10

Dünyanın En Kötü Kokan Bitkisi:

Titan Arum (Amorphophallus Titanum)

Endonezya’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan ve çok nadir rastlanan bir zambak olan Titan Arum, dünyanın en kötü kokan çiçeğidir.

Nadiren çiçek açan bitki, ceset çiçeği olarak da biliniyor.

titan arum

 

*

***

*********

*******************

********************************

''''''ÖNEMLİDİR'''''''

PAYLAŞIMLARIMIZ 

GOOGLE VE DİĞER  ARAMA  MOTORUNDA  YAYINLANMIŞ 

ÇEŞİTLİ  ÇALIŞMALARDAKİ  ALINTILARDAN OLUŞMAKTADIR  VE  TAMAMEN BİZE  İLGİNÇ  GELEN  KONULARIN 

PAYLAŞIMINDA  FAYDA SAĞLAYABİLECEĞİMİZ DÜŞÜNCESİNDEN HAREKETLE ORTAYA  ÇIKMIŞTIR

VE

TİCARİ  DEĞİLDİR..

BİLGİ  AKTARIMLARIMIZDA  SAKINCALI  VEYA  PAYLAŞIMI  İSTENMEYEN ALINTILAR  OLURSA UYARILDIĞIMIZDA  PAYLAŞIMLARIMIZDAN  ÇIKARILACAKTIR...!!