31 : ) NAZIM HİKMET RAN KİMDİR....? / 03-11-2012
NAZIM HİKMET RAN
KİMDİR....?

Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 - 3 Haziran 1963),
Türk şair ve yazar. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır.
Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir.
Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.
Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır.
İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır.
Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir.
Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir.
Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan
Nazım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı.
1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı; ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile bu işlem iptal edildi.
Mezarı Moskova'da bulunmaktadır.
Yaşam öyküsü
Ailesi

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg Şehbenderliği yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır.
Celile Hanım piyano çalan, resim yapan,
Fransızca bilen bir kadındır.
Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan
Hasan Enver Paşa'nın kızıdır.
Hasan Enver Paşa,
Polonya'dan 1848 Ayaklanmaları sırasında
Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden ve
Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan
Konstantin Borzecki'nin (Lehçe: Konstanty Borzęcki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur.
Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yapmış ve
Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et modernes" (Eski ve Yeni Türkler) kitabını yazmıştır.
Celile Hanım'ın annesi ise Alman kökenli
Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa'nın yani
Ludwig Karl Friedrich Detroit'in kızı olan Leyla Hanım'dır.
Celile Hanım'ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat'ın annesidir.
Nâzım Hikmet'e göre, babası
Türk ve annesi ise Alman,
Polonyalı, Gürcü, Çerkez ve Fransız kökenli idi.
Babası Hikmet Bey, Çerkes Nâzım Paşa'nın oğludur.
Annesi Ayşe Celile Hanım, 3/8 Çerkes, 2/8 Leh, 1/8 Sırp, 1/8 Alman, 1/8 Fransız (Huguenot) kökenliydi.
Babası Hikmet Bey, Selanik'te,
Hariciye Nezareti'nde
(Dışişleri Bakanlığı)
Çalışan bir memurdur.
Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan
Nâzım Paşa'nın oğludur.
Mevlevi tarikatından olan
Nâzım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür.
Kendisi Selanik'in son valisidir.
Hikmet Bey henüz Nâzım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e,
Nâzım'ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar.
Başarısız olunca İstanbul'a gelirler.
Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner.
Fransızca bildiği için yeniden Hariciye'ye atanır.
Çocukluğu
15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu
İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı.
Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı.
Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini
Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi.
25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu.
Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir.
Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı.
17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi.
Millî Mücadele dönemi ve gençliği
Nazım'ın ilk kez neşredilen,
Mehmed Nazım imzasıyla yazdığı "Hala Servilerde Ağlıyorlar mı?" başlıklı şiiri 3 Ekim 1918'de Yeni Mecmua'da yayımlandı.
19 yaşındayken, 1921 yılı Ocak ayında arkadaşı
Vâlâ Nureddin ile Millî Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz biçimde
Anadolu'ya geçti.
Cepheye gönderilmeyince Bolu'da bir süre öğretmenlik yaptı.
Daha sonra Eylül 1921'de Batum üzerinden
Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu.
Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı.
1924'te yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani Moskova'da sahnelendi.
Moskova'da 1921-1924 yılları arasında geçirdiği sürede
Rus fütüristleri ve konstrüktivistlerinden esinlendi ve klasik biçimden sıyrılarak, yeni bir biçim geliştirmeye başladı.
1924'te Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı,
Ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince bir yıl sonra tekrar
Sovyetler Birliği'ne gitti.
1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü.
Ancak tekrar tutuklandı.
Serbest kaldıktan sonra Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı.
1929'da İstanbul'da basılan "835 Satır" adlı şiir kitabı, edebiyat çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.
Hapis hayatı ve sürgünü
1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden hakkında açılan pek çok davada beraat etti.
Yargılandığı davaların listesi şu şekildedir:
- 1925 Ankara İstiklâl Mahkemesi Davası
- 1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
- 1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
- 1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
- 1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
- 1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
- 1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
- 1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
- 1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
- 1938 Harp Okulu Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası
- 1938 Donanma Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası
1933 ve 1937 yıllarında örgütsel faaliyetleri nedeniyle yine bir süre tutuklu kaldı.
Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı.
1938'de bu kez "orduyu ve donanmayı isyana teşvik" suçlamasıyla tutuklandı ve yargılandığı davada
28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde aralıksız 12 sene kaldıktan sonra,
14 Temmuz 1950'de çıkan Genel Af Yasası'ndan yararlanarak,
15 Temmuz'da serbest bırakıldı. 2007 yılında vizyona giren
Mavi Gözlü Dev adlı film,
Nazım'ın Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatmaktadır.
Yasal olarak yükümlülüğü olmamasına karşın askere çağrılınca, öldürüleceği endişesiyle
17 Haziran 1951'de İstanbul'dan ayrılarak,
Romanya üzerinden Moskova'ya gitti.
25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla
Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa
Celaleddin Paşa'nın (Konstantin Borzecki) memleketi olan
Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı.
Sovyetler Birliği'nde
Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da eşi
Vera Tulyakova (Hikmet) ile Moskova'da yaşadı.
Memleket dışında geçirdiği yıllarda
Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı,
buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı
. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır.
Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.
3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere
İkinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürüdüğü sırada,
Tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti.
Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli ve yabancı yüzlerce sanatçı katıldı ve törenin görüntüleri siyah beyaz olarak kaydedildi.
Ünlü Novodeviçi Mezarlığı'nda (Rusça: Новодевичье кладбище) gömülüdür.
Meşhur şiirlerinden biri olan
Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam figürü,
Siyah granitten yapılan mezar taşı üzerinde, ebedileştirildi.
Hüküm giyerek hapis yatmaya başladığı 1938 yılından 1968 yılına kadar eserleri
Türkiye'de yasaklandı. Eserleri,
1965'ten itibaren çeşitli basımlarla yayımlanmaya başladı.
Yeniden Türk vatandaşlığına alınması
2006 yılında Bakanlar Kurulunun
Türk vatandaşlığından çıkarılan kişilerle ilgili yeni bir düzenleme yapması gündeme geldi.
Yıllardır tartışılmakta olan
Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi görünmesine rağmen
Bakanlar Kurulu bu düzenlemenin sadece yaşamakta olanlar kişiler için olduğunu ve
Nâzım Hikmet'i kapsamadığını belirterek bu yöndeki talepleri reddetti.
Sonradan dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu'nda
"Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir.
Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir" dedi.
2009 yılının 5 Ocak Günü "Nâzım Hikmet Ran'ın
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin
Bakanlar Kurulu kararının yürürlükten kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.
Nâzım Hikmet Ran'a yeniden
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden
Hükûmet Sözcüsü Cemil Çiçek, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Ran'ın yeniden
Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin
Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.
Bakanlar Kurulu'nun 5 Ocak 2009 tarihinde aldığı bu karar
, 10 Ocak 2009 tarihinde Resmî Gazete'de yayınlandı ve
Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.
Üslubu ve başarıları
İlk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başladı ancak içerik bakımından diğer hececilerden farklıydı.
Şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı.
Sovyetler Birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922 ile 1925 arasında bu arayış doruğa çıktı.
Hem içerik hem de biçim bakımından dönemindeki şairlerden farklıydı.
Hece ölçüsünden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile ahenk oluşturan serbest ölçüyü benimsedi.
Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi.
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem,
Bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim....
Yaşamak
Bir ağaç gibi tek ve hür
Ve
Bir orman gibi
Kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Şiirlerinden birçoğu Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Grup Yorum,
Zülfü Livaneli gibi sanatçılar ve gruplar tarafından bestelendi.
Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise
1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı.
Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loizos tarafından bestelendi.
Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan tarafından da bestelenmiştir.
"Salkım söğüt" adlı şiiri
Ethem Onur Bilgiç'in 2014 tarihli animasyon filmine konu olmuştur.
UNESCO'nun ilan ettiği
2002 Nâzım Hikmet yılı
İçin besteci Suat Özönder "Şarkılarda Nâzım Hikmet" adlı bir albüm hazırladı.
Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının katkılarıyla, Yeni Dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.
Şair Nâzım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu
Kenan Bengü tarafından Piraye'nin evrakları arasında
“Dört Güvercin”
Adında bir şiiri ve üç adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.
*
***
*********
*******************
********************************
''''''ÖNEMLİDİR'''''''
PAYLAŞIMLARIMIZ
GOOGLE VE DİĞER ARAMA MOTORUNDA YAYINLANMIŞ
ÇEŞİTLİ ÇALIŞMALARDAKİ ALINTILARDAN OLUŞMAKTADIR VE TAMAMEN BİZE İLGİNÇ GELEN KONULARIN
PAYLAŞIMINDA FAYDA SAĞLAYABİLECEĞİMİZ DÜŞÜNCESİNDEN HAREKETLE ORTAYA ÇIKMIŞTIR
VE
TİCARİ DEĞİLDİR..
BİLGİ AKTARIMLARIMIZDA SAKINCALI VEYA PAYLAŞIMI İSTENMEYEN ALINTILAR OLURSA UYARILDIĞIMIZDA PAYLAŞIMLARIMIZDAN ÇIKARILACAKTIR...!!


